22 Temmuz 2010

Şehid Olanlar Allah'ın Sevgili Kullarıdır..- 4

Firavun ve avaneleri, Maşita'yı karanlık ve soğuk mahzende terk etmiş, bir güne kadar mühlet vermişti. Maşita Sultan, değil güneşi görmek, güneşten haberi olmayan mekanlarda tefekkür ediyor, maneviyatını topluyordu. Öyle ya 3–5 saat sonra davası için ona değil, Onun üzerinden davasına saldıracaklardı. Bu da ayrı bir nüktesiydi, İlahi sınamanın.

Davetçiler, İslam'ın Hizmetkârları, kâh davalarından ötürü zulme uğrarlardı kâh davaları onların şahsında sorgulanırdı. Davasından dolayı zulme maruz kalıp en güzel sabrı gösterebilmek elbette güzel idi. Fakat kendisinden dolayı davasına saldırılınca her şeyini varıyla yoğuyla davasına siper etmek, can kuşunu davasına kalkan kılmak ne erdemli, ne şerefli bir meslekti…

Maşita, solgun yüzlü duvarlara bakındı. "Kim bilir ey duvarlar, dile gelseniz bu sistemin en kara yüzünü, en iblis yönünü nasıl da anlatırdınız" diye düşünüyordu.

*********** **************** *************

Dışardan sesler işitti. Muhafızlara kendinden emin emirler veren bu ses… Evet, Evet bu Asiye Hatun'un sesiydi. Maşita Sultan'ın gönlü açıldı bu sesi duyunca. Muhafızlar yalvar yakar engellemeye çalışıyor, ama engellemek için de fiili bir şey yapmaya cesaret edemiyorlardı.

Muhafız: Ama Hanımefendim, Firavun hazretlerinin kat'i emri var. Hiç kimsenin yaklaşmaması gerekiyor.

Asiye Hatun: Bana bak odun kafalı! Ben bu kadını ikna etmeye geldim. Yani sen bana değil, Firavun hazretlerine bir cahilin itaat etmesine engel oluyorsun. Şimdi kapıyı açmazsan derhal Firavun hazretlerine gider bu kadının ondan af dilemesine senin engel olduğunu anlatırım. O da seni aç aslanlara yem yapar. Hem bu kadını ikna edersem seni ne hediyelere boğarlar biliyor musun? Çok büyük bir ihtimalle terfi de edersin.
Asiye Hanımın bu ikna edici sözleri kapıyı açtırmaya yetti. Açılan kapıdan yüreği bir canavarın pençeleri arasında sıkılırcasına içdarlığıyla girdi mahzene. Muhafız kapıyı üzerlerine kapatacaktı ki,

Asiye Hanım: Kapı açık kalsın. Siz de çıkın buradan. Merdiven başını tutun.

Muhafız: Ama efendim…

Muhafız daha sözünü bitiremeden Asiye Hanım kısık bir sesle fısıldayarak

Asiye Hanım: Siz buradayken ürker, ikna edemem onu. İkimiz baş başa kalırsak daha müsait bir ortam olur. Görmüyor musun, varlığınız bile onu ürkütüyor.

Bir kez daha iknayla muhafızları başından savdı. Muhafızlar daha ordayken onlara işittirecek bir şekilde ve azarlıyormuşçasına "Ne yaptın sen Maşita" dedi. Sonra dönüp muhafızların gidip gitmediğini kontrol etti. Gittiklerinden emin olunca da rüzgâra teslim olmuş yaprak gibi kendini Maşita'nın omuzlarına attı. İki Mü'min bayan dakikalarca ağlaştılar. Öyle ki ikisinin de omuzları ıslanmıştı.

Kolay mıydı, din kardeşini, canını, cananını zulmün zincirlerine bağlı görmek. Bağlı görüp bir şey yapmamak/yapamamak.. Baş koydukları aynı dava için kendisinin yerine onun feda olmaklığına tanık olmak. İşte bundan ağlamaktaydı Asiye Hanım. İslam dolu yüreği azmış bir okyanusun en çılgın dalgaları arasında çırpınan bir sandal gibiydi. Allah da şahiddi ki; kendisinin onun yerinde zincirli olması Maşita bacısını bu halde görmesinden daha tatlıydı.

Maşita da hüngür hüngür ağlıyordu. Zulmün mimarları ve maşalarından sonra bir nur yüz gördüğü için. Düşmanlarca kuşatılmışlığı esnasında bir dost gördüğü için. Çatık kaşlar, kindar bakışlar arasında gülen bir çift gözbebeği gördüğü için. Bu duyguyu en iyi baykuşlar, yarasalar tarafından dinginliği bozulan gecenin örtüsünü yırtınca yüzünü gösteren güneşi bekleyen serçeler bilirdi. Bu duyguyu en iyi kasıp kavuran bir kuraklıkta güneşin minik suretini içinde barındıran bir şebnemi yapraklarında taşıyan karanfiller bilirdi. Düşmanlar arasında bir dost görmek diriltirdi insan yüreğini. Maşita da bundan ağlamaktaydı.

Asiye Hanım avuçlarıyla bir anne, bir abla şefkatinde Maşita'nın yanaklarına inen gözyaşlarını sildi.

Asiye Hanım: Ah Maşitam! Kaderinde bu da varmış. Fakat her şey bitmiş değil. Ben ve saraydaki bir avuç Müslüman senin için ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Gerekirse bazı nöbetçileri altına boğup seni kaçırtacağız.

Maşita Sultan: (Sözünü keserek) Benim için kendinizi tehlikeye atmayın. Esas olan davamızın selametidir. Sizler de risk altına girerseniz saraydaki hizmet sekteye uğrar. Bana sadece dua edin.

Asiye Hanım: Ediyoruz Maşitam. Gece gündüz ediyoruz.

Maşita Sultan: Hayır kurtulmam için değil. Son nefesime değin iman üzerine sebat edebilmem için dua edin.

Asiye Hanım: Her yer öyle sıkı kontrol altındaki..! Musa Kelimullaha ulaşabilseydik kafamda bir şey var. İzin alırdık.

Maşita Sultan: Kafanızdaki neymiş Hanımefendi?

Asiye Hanım: Diyorum ki, sen sadece dilinle Firavundan özür dilesen. Musa'nın dininden döndüm desen... Kalbinle yine aynı imanı takrir edersin. Hem hayatını kurtarırsın. Musa Kelimullaha ilk fırsatta durumu anlatırız. O ve Rabbi seni hoş görür.

Maşita Sultan bu lafları başkasından duysaydı şüphelenir sert tepki verirdi. Ama Asiye Hanımı iyi tanıyor, bu sözleri endişesinden ve bir şey yapamamanın azabıyla söylediğini iyi biliyordu. Bu yüzden tebessümle

Maşita Sultan: Sen, Firavundan özür de dilesem. Ona secde de etsem canımı bağışlayacağına inanıyor musun?

Asiye Hanım başını öne eğdi. Bu "Hayır" demekti. O da biliyordu ki, Firavun saray halkının önünde istediğini elde ettikten sonra ibret-i âlem olsun diye her halükârda öldürtecekti. Tarih defaatle göstermiştir ki, zalimler önünde diz çökenler direnmemeleri halinde başlarına gelmesi muhtemel akibetten asla kurtulamamışlardır. Çünkü direniş bir siperdir. İçinde kaldıkça korunursun. Ne zaman kaçmak için o siperden çıkarsın, işte o zaman davandan üstün tuttuğun her şeyinden mahrum olursun. Zalim, vaatlerde bulunur, istediğini alır sonra şereften/onurdan yoksun bir şekilde hor ve hakir olarak bir kenara atar.

Maşita Sultan: Hanımım, mesele ben değilim. 3–5 saat sonra Musa'nın davası sorgulanacak. Allahın vahyine, vahyi getiren Cibril'e, Cibril'in Rabbine benim bu aciz bedenim üzerinden tuzaklar kurulacak. Allah bile Musa'yı silahsız, ordusuz arzdaki en gaddar ve müstekbir krala gönderirken Musa canının derdine düşmedi. Çünkü Kelimullah biliyordu ki, İlahi maslahat onun bedeni üzerinden icra edilecek. Bu Müslüman olan herkesi bekleyen bir dönüm noktasıdır... Bugün bana reva görülenler ben Müslüman olduğum için değildir. Benden dolayı Müslümanlığıma reva görülmektedir. Burada en güzel bir şekilde temsil gösterilmelidir. Burada bundandır ki, ruhsat yoktur. Söyle Hanımım tahta bir kapı ardındaki mücevherlere veya toprak bir küp içindeki altınlara saldıran haramilerin derdi o kapı mıdır veya o küp müdür? Anlıyor musun Hanımım; Ben bir kapıyım ki, ardımda mücevherler var. Ben o küpüm ki, içimde altınlar var. Onlara beni ben yapan değerlerimi verirsem sirke dolu bir küpten veya herhangi bir sokak kapısından ne farkım kalır?

İki Mü'min bayan zulmün tam ortasında davalarını istişare etmiş can pahasına hakkı eğip bükmeme, geçmişiyle çelişmeme kararını almışlardı. Sözün bittiği yere geldiler. Bundan olsa gerek:

Maşita Sultan: Hadi hanımım kalk git. Daha fazla kalamazsın burada. Senden son bir dileğim var. Musa Kelimullaha ve kardeşlerime selamlarımı söyle. Onlara ve beni ben yapan davalarına teşekkürler.

Teselli vermeye gelip teselli alan Asiye Hanım hıçkıra hıçkıra ağlayarak ayağa kalktı. Birbirlerine sarılıp ağlaştılar.

Şimdiye kadar sadece görevindeki kusur veya ihmallerinden, ufak tefek saray hırsızlıklarından veya saray entrikaları neticesinde zindana girmişlerin ahu zarlarına şahidlik yapmış duvarlar, ilk kez böylesine dokunaklı bir sahneyi görmüştü. Fakat anlaşılamaz bir şekilde yüzü gülüyordu duvarların. ÇÜNKÜ BİR SARAYIN DEHLİZLERİNDE PRANGALANMIŞ BEDENLER VARSA, DAHA ÖNEMLİSİ O BEDENLERDEKİ YÜREKLER HALA ALLAH'TAN RAZI VE TAATTE DAİM İSELER ZİNCİR ŞAKIRTILARININ SARAY DEBDEBELERİNİN KORKULU RÜYASI OLMASI KAÇINILMAZ VE YARASALARIN ÜZERİNE DOĞACAK İSLAM GÜNEŞİ YAKINDIR DEMEKTİR.

Duvarlar bile anlamıştı bunu...

Devamı var...
Ziya Çevlik (inzar Dergisi 41. Sayı

Hiç yorum yok:

Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali