islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2010

İslami Şiirler....

ALLAH
Bizleri ve Evreni yaratan yüce Allah
Onun elçisi Hz Muhammed Resulullah
Dinimiz İslam, kitabımız Kurandır
Allah rızkımızı veren, bizi doyurandır

Allah vardır, birdir, ezelidi, ebedidir
Allah gizli açık her şeyi görür bilir
Herşeye gücü yeter, gücü  sonsuzdur  
Kitabımız Kuran bize kılavuzdur

Kalpler Allahı zikirle huzur bulur
Ona inanan, güvenen mesut olur
La ilahe illallah demenin sevabı çoktur
Allahtan başka tapacak ilah yoktur

Allah esirgeyen bağışlayandır
Bizi kurtaracak olan imandır
Biz  ancak Allaha ibadet ederiz
Sadece ondan  yardım dileriz

Allah  peygamberler gönderdi
Hz Muhammed son peygamberdi
Kuran bizim kutsal kitabımız
Onunla aydınlanır hayatımız

Rabbimiz Allah, dinimiz İslamdır             
Ahiret yurdunda ebedi hayat vardır
Hesap gününde büyük mahkeme kurulur
İyilik, kötülük orada karşılığını bulur

Doğmamış, doğurulmamış dengi yoktur
Esmaı Hüsna, en güzel isimler onundur
Odur mülkün ve din gününün maliki
Allah bize yeter, onu gibi vekil var mı ki

Dünya hayatı bizim için imtihan yeri
Sonsuz ahiret hayatı var ondan geri
Allah vardır birdir diye iman ederiz
Kurana inanıp gösterdiği yolda gideriz

Allah Alemlerin Rabbi, rahman ve rahim
Her işte deriz Bismillahirrahmanirrahim
Müminler Onun sonsuz kudretine dayanır
Onun ismi ile yatar, onun ismi ile uyanır

Allaha inanmaktır müminin şiarı
İnanıp inanmamak insanını kararı
İnsan bedeni ve evrenin yaratılışı
Düşünmek kuvvetlendirir inanışı

Topraktan her türlü  yiyeceği çıkaran odur
Tohumun yetişmesi için tek istediği sudur
Karada denizde tüm canlılara o rızık verir
Ahirette her insan onun huzuruna gelir

Dünyamız Evrende küçük bir gezegen
İnsanoğluna denmiş burada yer beğen
Her nefes alışımız gerçek bir mucizedir
Yeryüzündeki her nimet hep bizedir

İnsanoğlu bir sineği bile yaratamaz
Allahın izni olmadan bir adım atamaz
Böyleyken Allah'a nasıl nankörlük eder
Resullahın değil şeytanın yolundan gider

  
Allahım bizleri İslam yolundan ayırma
Sevabımızı artır, bize günah yazdırma
Senin yarattıklarının hepsini severiz
Allahım sen ne güzel yaratmışsın deriz

Gece yıldızlara hayranlıkla bakarız
Koca Evrende biz ne küçük kalırız
Tefekkür etmek en büyük ibadet
Düşünerek hep Allahı an, yadet

           ………………….. 

 İSLAMIN ŞARTLARI

İslam' ın beş şartı var
Bunlara uyan bahtiyar
Eğer müslümansa kişi
Bunlara uymaktır işi

Bunlardan birincisi
Şehadet Kelimesi
Ben şahitlik ederim
Tek Yaratıcı Allah derim
Allahtan başka ilah yok
Gerçi batıl dinler çok

Hz Muhammed son peygamber
Önceki dinler ondan verdi haber
O Allahın kulu ve peygamberi
Gönlümüzdedir onun yeri

İkinci şart beş vakit namaz
En güzel ibadet ve niyaz
Üçüncü şart oruç tutmak
Olu mu fakirleri unutmak

Dördünci şart zekat
Vermenin tadını tat
Servetini Allah verdi
Önüne nimetleri serdi
Malının kırkta birini ver
Fakir de bir ekmek yer
Son şart Hacca gitmek 
Kabeyi ziyaret etmek
…………………

KUR'AN-I KERİM 

Dinimizin kutsal kitabı
Allahın insanlara hitabı
Uyarıcı ve yol gösterici
Ahiretten haber verici

Yaradanımız Allahın sözü
İki cihan saadetinin özü
Cebrail ile  vahyedildi
Peygamberimize geldi

Peygamberimiz Hz Muhammed
Allah elçisi, Alemlere rahmet
İnsanlara İslama çağırdı
Çoğu  bu çağrıya sağırdı


Kuran 23 yılda tamamlandı
Müminler  ona gönülden inandı
1400 senedir Kuran okunuyor
Okunması kalplere dokunuyor

Kuran okuyanın kalbi nurlanır
Manasını  anlayan gafletten uyanır
İslam dininin kutsal kitabı Kuran
Yolunu şaşırır ondan uzak duran

.........................................

                      

NAMAZ
Namaz  Yaratanın huzuruna durmaktır
Alemlerin Rabbi ile  diyalog kurmaktır
Müminin  miracı, Allaha yakarmasıdır
İslamın şartının şuuruna varmasıdır

Müslüman günde 5 vakit namaz kılacak
Ahirette ilk sorgumuz namazdan olacak
Namaz  müminin Allaha sığınması
Rabbi zikrederek gider kalbin pası

Huşu ile kılınan namaz bize huzur verir
Katılaşan kalp yumuşar mum gibi erir
Dünya hırsı ve telaşından uzaklaştırır
İmanın hazzı  ile Allaha yaklaştırır

Yönünü Kabeye dönerek  mümin
Allahı zikirle kalbini eder tatmin
Yaratılanları sever yaratandan ötürü
Kalbinde kalmazkötülüğün hiçbir türü

Sabah namazına kalkan kişi
Kısmeti artar, iyi gider her işi
Evrendeki nizamı tefekkür eder
Onda kalmaz hiçbir üzüntü  keder

Camilerde cemaatle kılınan namaz
Toplumu kaynaştırır,ayrılık komaz
Müminlerin kardeşliği burada görülür
Aralarında dayanışma,sevgi bağı örülür

Namaz İslam dinin direği denmiştir
Beş vakit Namaz kılan nefsini yenmiştir
Namazı Allahı görüyor gibi huşu ile kılmalı
Gönlümüzde huzurda olmanın sevinci olmalı



              ÖLÜM


Fani dünyada ölüm var
Herkes sırasını savar
Ölüm ayrılık ve acıdır
Arkadan ağlar dost ayar

Ölümden ötesi karanlık mezar
Melekler yaşarken amelleri yazar
Cenaze namazında kaç dostun olur
Kabrini garip iki amele kazar

Hayatta hayırlı işler yaptınsa
Dünyada kalıcı eser bıraktınsa
Ölüm senin için kurtuluştur
Kabrin nur olur imanı tatsınsa

Ölüm fani alemden ebediyete uçuş
Sanmayınız ki ölüm bir yok oluş
Yaradanın yeryüzündeki halifesi
İnsan ölümle cennete giden kuş

Hayat bize armağan, iyi yaşansın
Ölüm uzakta değil, belki son şansın
Ölüm hatırlamak hırsları gemler
İyilik yap ki seni alem hayırla ansın

…………………………………………..

                     SON   PEYGAMBER

 Fahri Kainat, Alemlerin övüncü, son peygamber
 Kutsal kitaplar geleceğinden veriyordu haber
 Daha çocukluğunda Muhammedülemin idin
 Güvenilir, doğru, örnek insan olarak bilinirdin

 Yetim olarak büyüyüp 40 yaşına gelmişti
 Cebrail ile Allahın vahyi kendine erişti
 Son peygamber olarak Allahın dinini yaydı
 Ondan önce insanlık cehalet ve karanlıktaydı
    
 622 yılında Müslümanlar Medine'ye hicret ettiler
 Ensar ve Muhacirler birbirlerine dost ve kardeştiler
 Müşriklerle Bedir, Uhut, Hendek savaşları yapıldı
 Mekke'nin fethi ile İslam galip olup hızla yayıldı

 Şefaat makamı, Makamı Mahmud sadece sana verildi
 Miraçta Cemallulllah ve öte alemler sana gösterildi
 Rabbimiz sen olmasaydın alemleri yaratmazdım buyurdu
 İlk müslüman sahabeler zamanın yıldızları oluyordu.
           
 Bedevi Araplardan örnek bir toplum meydana getirdin
 Fakirler ve mazlumlara sahip çıktın, acılarını dindirdin
 23 yıllık tebliğden sonra terki dünya ile kalpleri yaktın         
 Kuranı ve sünnetini biz ümmetine emanet bıraktın

Veda hutbesi 14 asır önceki İnsan hakları beyannamesi

Ki ondan evvel insan hakkının okunmuyordu esamesi

Allaha kul, sana layık ümmet olmak en büyük nimet
Rabbim bizlere bu şerefi ve onun şefaatini nasip et
 .............................................

EVRENDEKİ DÜZEN

Evrendeki düzene ahenge insan oluyor hayran
Güneşin doğuşu, batışı veriyor mu sana heyecan
Ağaçların çiçek açması,leyleğin aynı bacaya konması
Ne yazık kiminin bunları basit doğa vakası sanması

Her biri yörüngesinde dolanır milyarlarca seyyare
Mesafeler ışık yılı, kağnı bile sayılmaz teyyare
Karada denizde her canlı nasıl  rızkını buluyor
Çiçekler nasıl zamanında açıyor ve soluyor

Evrendeki harika nizam bize hatırlatır yaradanı
Düşün yaradılış gayeni,ahireti, boş sanma meydanı 
Evrene ibretle bak, tabiat kitabını bir oku doğruca
Bunları yaratan var, aklınla varırsın bu sonuca

Vücudumuz nasıl bir harika düşündünüz mü sizler
Kalbin vücuda kan pompalar ciğerlerin kan temizler
Beyin bir harika ki bilgisayar onun bir kötü taklidi
Anla tesadüf diyerek çözülmez bu nizamın kilidi

Milyarlarca insanın siması, parmak izi farklı
Düşünmek lazım bunda nasıl bir sır saklı
Planlı yaradılış var, tesadüf yok kâinatta
Kendiliğinden oluş diyerek diretme bu inatta

Yeni doğan her bir yavruya baktıkça insan şaşıyor
Anasının memesindeki sütü  biliyor, ona ulaşıyor
Her canlıya yaşaması için gerekli organ verilmiş
Neslinin devamı için kendine lazım olanı bilmiş


Akıllı planlı yaradılıştan başka izah akla yatmaz
Tesadüf, tabiat zırvalarını  akıllı kimse yutmaz
Gel kardeşim inadı bırak, aklının yolunu tut
Yaradılış gerçeğini kabul et, tesadüfü unut

Evrendeki düzene insan hayranlık duyar
Bunu düşünen anlar bir yüce yaratan var
Canlılar arasındaki yardımlaşmaya bak
Her birinin rızkı tam verilir muhakkak

Recep Karagöl

..

24 Temmuz 2009

İsrail'de 100 Yahudi Müslüman Oldu

Maariv gazetesi dün İsrail’de İslam dinini benimseyen Yahudilerin oranının her sene daha da arttığına dikkat çekti.Bu konunun öneminin ise durumun İsrail-Arab çatışmasından din çatışmasına dönüştüğünden kaynaklandığına işaret etti.

Bu dönüşüm sadece islamı kapsamıyor, kısmende olsa aynı şekilde hiristiyanlığı da kapsıyor.Mevcut bilgilere göre son senelerde yüzlerce Yahudi islamı seçerken, birkaç onu da dinini İsevi olarak değiştiriyor.

Maariv gazetesinin verilerine göre 2005-2007 yılları arası din değiştirme talebiyle İsrail içişleri bakanlığına başvuran Yahudilerin sayısı 306’ya ulaştı.Bu taleblerden 249’u islama geçmek isterken buna karşılık 48 yahudi dinini İsevi olarak değiştirmek istedi.

Bu paralelde gazete, eş zamanlı olarak eski 9 yahudinin tekrar Yahudiliğe dönmek istediğini açıkladı.

Şüphesiz bu rakamlar yüzde sınırlarını ortaya koyuyor.2008 yılı ise bu oranlarda büyük artışa tanıklık etti.142 başvuru kaydı tamamlanırken bunlardan sadece 112’si İslam, 26’sı hrıstiyanlık, 4’ü ise asıl dini Yahudiliğe dönmek istiyor.

Bunula birlikte gazete Yahudiliğe girenlerin çıkanlardan daha büyük bir kitleyi oluşturduğunu söyledi.Bu rakam 2005 yılında 820 kişi, 2006 yılında 589 kişi, 2007 yılında 566 kişi iken, geçtiğimiz sene 2008 yılında 767 kişiye ulaşmıştır.Gazeteye göre bu rakamlar, İsrail’le entegrasyona karşı olan bazı taraflarca desteklenmiyor.Bu rakamlar sadece resmi kayıtları gösteriyor.Şu bir gerçek ki, resmi kayıt yaptırmaksızın dinini İslam veya İsevi olarak değiştirenlerin sayısı çok daha fazladır.
As-Safir Gazetesi -
Nur Belek / İslamigundem.com
http://forum.filistinetkinlik.com/index.php?topic=18890.msg84143
http://img515.imageshack.us/img515/662/rwiefa.jpg

05 Temmuz 2009

Asrın Davası İman


Asrın Davası İman

İslam’ı bir binaya benzetirsek O’nun temeli iman ve akaid, 4(dört) duvarı namaz, oruç, zekat ve hac, çatısı da cihattır.

İman olmadan yapılan bütün işler, son derece yararlı ve değerli olsalar da, Allah tarafından ahirette hiç kıymete alınmayacak ve sahibini sonsuz azaptan kurtarmayacaktır. Belki dünyada sahibine şan ve şöhret, makam ve iktidar, iş ve eş gibi geçici güzellikler getirseler de, onlar bütün bu güzelliklerle iyiliklerini dünyada yiyip bitirdiklerinden, ahirette karşılık adına zırnık alamayacaklardır.

Örnek verecek olursak, bazıları derler ki: “Edison elektiriği bulmakla insanlığa hizmet etmiştir, bunun mükafatını almayacak mı?”

Evet, dünyada almıştır alacağını. Ahirete gelince, eğer imanlı gitmemişse, bütün işleri boşa çıkarılmıştır, elbette alamayacaktır. İşte ayet: “İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini,amellerini Allah boşa çıkarır.”
Those who disbelieve [in the Oneness of Allâh, and in the Message of Prophet Muhammad SAW ], and hinder (men) from the Path of Allâh (Islâmic Monotheism), He will render their deeds vain[] .
(Muhammed:47-1.)

Akaid, İslam dininde inanılması ve kalben kabul edilmesi gereken iman esaslarını inceleyen bir ilim dalıdır. Konusu, bütün iman esaslarıdır. Amacı, insanın kalbine imanı yerleştirmek ve onu her türlü inançsızlık, inkar, şüphe ve tereddütlerden kurtararak, manen güçlü ve huzurlu bir şekilde dünya ve ahiret saadetine eriştirmektir.

Bilindiği gibi,
bireyleri inançlı, sağlam karakterli, ahlaklı, erdemli, yararlı, bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı, çalışkan, üretken ve verimli insanlardan meydana gelen toplumlar da aynı şekilde inançlı, sağlıklı, mutlu, güçlü, çalışkan, üretken ve verimli olurlar.

Akaid’in kaynağı Kur’an ve mütevatir sünnettir. Elbette aklı da ihmal etmez. İman esaslarını açıklarken metodu, hem aklî, hem de naklî delilleri kullanmaktır.

İman; imanın 6 erkanı,şartı başta olmak üzere inanmak, tasdik etmektir. Buna göre iman, Hz. Muhammed(as.)in Allah katından bildirdiği dinî esas ve hükümlerin hak ve doğru olduğuna kesin olarak inanmak ve kalpten,gönülden benimseyip bağlanmaktır. Buna “icmâlî îman” diyoruz. Yani “toptan iman” veya “toplu îman”.

Tafsilî îman ise, başta îmanın 6(altı) şartı olmak üzere, sevgili Peygamberimiz (sav.)in Allah Teala katından bildirdiği, Kur’an ve mütevatir sünnetle sabit olan ve din açısından inanılması zorunlu bulunan bütün haber, esas ve hükümlerin her birine ayrı ayrı, Allah ve Peygamberinin isteğine uygun bir şekilde, kesin olarak inanmaktır.

Bu imanın hayatımıza sunduğu değer ve kazanımlar için “İmanın Kıymeti ve Korunması” adlı kitabımıza bakılabilir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin tespit,teşhisiyle söylemek gerekirse;"Kainatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır." Gazetelerde, haberlerde bilerek bilmeyerek imanla alakayı kesmiş söylem ve eylemleri gördükçe içimiz parçalanıyor ve hala “asrın davası imandır “ diyoruz.

26 Haziran 2009

Kubbet-üs Sahra

Yeruşalaim, Jerusalem, El-Kuds, Kudüs… Üç semavi dinin, Musevilik, Hıristiyanlık ve de İslâm’ın kutsal kenti. El-Kuds’da Harem-üş Şerif; Harem-üş Şerif’de Sahrat-ül Mukaddes, Sahrat-ül Mukaddes üzerinde Kubbet-üs Sahra bulunuyor.

13 Haziran 2009 tarihli Radikal Gazetesi, Ankara menşeli haberinde Türkiye’nin Kudüs’te bulunan Kubbet-üs Sahra kubbesi üzerindeki ‘hilâl’i yenilediğini yazıyordu. Haber özetle şöyle: ‘’Kudüs’ün Müslümanlarca kutsal yapısı Kubbet-üs Sahra’nın kubbe üzerindeki hilâli, Başbakanlık tarafından yenilendi. İlk kez Selâhaddin Eyyubî tarafından yenilenen 4,7 metre yüksekliğindeki hilâlin 5. kez yenilenmesi 200 bin dolara mal oldu.’’ Buraya bir nokta koyalım: Selâhaddin Eyyubî’nin Haçlı ordusu ile yaptığı savaşta, İslâm’da ilk defa hilâl içeren bayrak kullanılmış, Kudüs’ün 1187 yılında tekrar Müslümanların eline geçmesi ile Haçlıların kiliseye çevirdiği kubbedeki haç sökülerek yerine hilâl konmuş olsa gerektir. Esasen Eyyubî’den evvel İslâm âleminde hilâl objesi kullanılmıyordu. Gazete devam ediyor: ‘’İslâm mimarisinde ilk kubbeli eser olan Kubbet-üs Sahra, Emeviler tarafından inşa edildi.’’ Burada da hata var. Kubbet-üs Sahra, Emeviler tarafından değil, Kudüs’ün 638 yılında fethi ile Hz. Ömer tarafından kutsal kaya üzerine inşa ettirilmiş, ismi de Kubbet-üs Sahra olmuştur. Diğer ismi de Ömer Camii’dir. İnşa edilen cami, basit bir yapı olsa idi, ‘kubbe’ isminden bahsedilmezdi. Emevi Halifesi Abdülmelik ise, bundan 53 yıl sonra, 691’de camiyi kıymetli çini, taş ve madenlerle süslemiştir.

Kubbet-üs Sahra, Türkçemizde kaya üzerindeki kubbe anlamına geliyor. Sahrat-ül Mukaddes ise kutsal kayadır. Hz. Muhammed, bu kayadan Burak’la arş-ı âlâya, sidret-ül müntehaya ulaşmış, Cenab-ı Hakk’ın huzuruna varmış ve dönmüştür. İster ‘ismâni’, ister ‘cismâni’ diyelim; ancak şunu bilelim ki, dini inançlar tartışılmaz. Kayanın bir ismi de ‘sahrat-ül muallâk’tır. Çünkü kayanın altı boştur. 10 yıl kadar evvel Kubbet-üs Sahra’yı ziyaret etmiş, kutsal kayanın altındaki boşluğa inmiş, etkilenmiş ve içimden Fatiha Suresini okumuştum.

Bütün bu anılardan sonra insan, bu muhteşem yapının ve çevresinin geçmişine uzanmadan edemiyor. Buralar Milattan çok çok önceleri Kenan ülkesi diye anılıyordu. Biz o kadar eskilere gidemiyoruz. M.Ö. 1450’lerde Mısır’dan çıkarılan Hz. Musa ve halkı bu bölgeye yerleşiyor. Yahuda Kralı Davut, Museviliğin kutsal ‘Ahit Sandığı’nı işte bu Sion tepesine kurduğu çadırda muhafaza ediyor. Ahit Sandığı, Yahova’nın İbranilere Hz. Musa aracılığı ile indirdiği 10 Emir’in yazılı olduğu iki tabletin korunduğu sandıktır. Davut’un oğlu Hz. Süleyman (İbranicede Slomo – Salomon) M.Ö. 965’te kutsal kaya üzerine, tek tanrı adına bir mabet inşa ettiriyor. Kaya, kutsallığını Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı tanrı adına kurban etmek için seçtiği bu kayadan alıyor. Mabedin mimarı Hiram Abif. İnşaat 7 yıl sürüyor. Sonunda kesme taş, cilâlı mermer ve Lübnan’ın sedir kerestesi ile yükselen görkemli mabet ortaya çıkıyor. İç hacimler, altın, gümüş, tunç, akik ve diğer kıymetli taşlarla süsleniyor; kutsal sandık en şerefli, ama gizli yere konuyor. Mabede özel anlamlar atfedilen iki sütun arasından giriliyor. Kutsal yapı 379 yıl ibadete açık kalabiliyor. M.Ö. 586 yılında Babil Kralı Nabukadnozor mabedi yerle bir ediyor. Halkı Babilon’a sürüyor. M.Ö. 538’de Kral Herod tarafından ikinci mabet yaptırılıyor. Arkeolojik kazı ve incelemelerden bugün ‘Ağlama Duvarı’ diye anılan duvarın, ikinci mabedin kalıntıları olduğu anlaşılıyor. M.Ö. 168’deki Helen istilâsı ile mabet, Zeus adına pagan tapınağı oluyor. Bölge M.Ö. 63’ten sonra Roma İmparatorluğu etkisine giriyor.

Milattan sonraki yılların Kudüs’ü, Hz. İsa’nın son günlerini yaşadığı kenttir. Hz. İsa, sırtında taşıdığı haçla beraber son yürüyüşüne mabedin yanındaki sokaktan başladı. Türkçede acılı yol olarak anabileceğimiz yolu kat ettikten sonra Golgotha’da çarmıha gerildi. Bu gün bu mahalde Saint-Spulcre (Kutsal Naaş) Kilisesi bulunuyor.

Ayaklanma sonucu, M.S. 70’de Kudüs’ü kuşatan Titus, kente girdi ve kutsal mabedi tahrip etti; mabetteki hazine ve menorah’ı (7 kollu şamdan) Roma’ya götürdü. Mabedi koruyan Eleazar Ben Simon ve 960 Zelot askeri Masada Dağı’na sığındılar. Kaleye giren Roma askerleri Zelotların naaşı ile karşılaştılar. Museviler, düşmana esir olmaktansa intiharı yeğlemişlerdi.

313 yılında Roma’nın Hıristiyanlığı tanıması ile kutsal mabedin yanına bir kilise inşa edildi. (Bu gün kilisenin yerinde Mescid-i Aksa bulunmaktadır.) 395’de imparatorluğun ikiye ayrılması ile kutsal tepe Bizans toprağı oldu. Bölge, 614’de Hüsrev-i Perviz komutasındaki İran – Sasani istilâsını yaşadı.

638’de Halife Hz. Ömer, kente girdi. Mabet yıkıntısını gezdi ve kutsal kayanın üzerine Kubbet-üs Sahra’yı, Haçlıların deyimi ile Ömer Camii’ni inşa ettirdi. Cami, İslâm’ın ilk kubbeli yapısıdır. Plan olarak bu gün de ilk şeklini koruyan cami, dünyanın en güzel mimarlık eserlerinden biridir. Dış duvarlar, dış cephede sekizgen, iç cephede daire planlıdır. Duvarlar değerli çinilerle kaplanmıştır. Altın mozaikle kaplı merkezi kubbeyi, iç mekânda yeşil porfirden imal edilmiş sütunlar ve altın varak kaplamalı sütun başlıkları taşımaktadır. Çevrede porfir ocakları bulunmadığına göre, sütun ve başlıkların bir eski eser kalıntısından getirildiği zannedilmektedir. Eski eserlerden malzeme toplanması, yakın zamanlara kadar tüm ülkelerde doğal karşılanıyordu. Ayrıca yapının mimari kurgusu, matematik, geometri ve inşaat tekniğini iyi bilen, mahalli ve yabancı mimar ve ustaların kullanıldığını göstermektedir. 691 yılında yapılan müzeyyen dekorasyon, Halife Abdülmelik dönemi eseridir.

Kubbet-üs Sahra, Haçlı ordularının 1099 yılındaki Kudüs işgali ile kilise olarak kullanılmış, 88 yıl sonra, 1187’de, Selahâddin Eyyubî’nin kenti geri alması ile restore edilmiş, hilâl sembolü altın kubbe âleminde yerini almıştır. Cami, 1448’de, Halife Me’mun döneminde çıkan yangında zarar görmüş, tekrar restore edilmiştir.

Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki fethi ile Osmanlı dönemi başlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan’ın planlaması paralelinde, Ağlama Duvarı üzerine taş duvar ilâvesi ve çevre düzeni yapılmış, Kubbet-üs Sahra restore edilmiştir. Sultan II. Abdülhamit döneminde, 1892’de, Mimar Kemalettin Bey (1870 – 1927) görevlendirilmiş, çiçeği burnunda genç mimar, başarılı bir onarım ve restorasyon gerçekleştirmiştir. Osmanlı hâkimiyeti, bölgedeki uyumlu ve akılcı yönetimi ile dinler arasında barış ve sükûnet sağlamıştır.

1917 İngiliz işgali ile bölgede ‘cadı kazanı’ kaynamaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonunda, 1948’de kurulan İsrail devleti ile beraber Kudüs, Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu Harem-i Şerif ve zeminin altı, bir çıbanbaşı yaratmıştır. İsrail, arkeolojik kazı adı altında tüneller açıyor; 10 Emir tabletlerini arıyor.

Dinler arası hoşgörü, yerini körü körüne ve fanatik inançlara bırakıyor, Kudüs’te barış, uzak bir hayalden öteye gidemiyor.

yerguvenc@gmail.com

PEYGAMBERİMİZE SALAVATIN (sav) FAYDALARI

Ameller içinde bir tek salavat riyadan bile olsa kabul olur...

Kim ezandan sonra ezan duasını okur ve bana salavat getirirse ona şefaatim vacip olur...

* 1 salavat getirmenin güzelliği 10 günahın bağışlanması,10 derece mertebesinin yükselmesi ve Allahın 10 kere rahmet etmesine vesile oluyor...

* Duanın kabulü, salavat getirilene kadar tehir edilir..

* üzüntü ve keder gider dua etmesine bile gerek kalmaz..

* Kim salavat okursa melekler onlar için istiğfar ederler...

* İnsanların en cimrisi Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve selleme) "salavat" getirmeyendir...

* Bir topluluk toplanır da bana salavat getirmeden ayrılırsa çok yazık olur..

* Efendimiz yolda bir arı görüyor nerden geliyorsun ey arı diyor.
Arı da"-Bal yapmak için çiçeklerden hammadde topladım" diyor.
Bunun üzerine efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
"-Peki bana o ham maddeden birazcık ver de tadayım" diyor biraz alıyor ağzına koyuyor bir de bakıyor ki zehir gibi acı ve arıya soruyor:
"-Bu zehir gibi hammadde nasıl oluyor da tatlanıyor ve bal gibi oluyor?"
O küçücük arıcık o küçücük bal fabrikası diyor ki ;
"-Ya Rasurullah evet hammaddesi çok acı fakat onu peteğe koyarken sana salavat getirerek koyuyorum. Allah bunu bal gibi tatlı yapıyor diyor."

Öyleyse bizim çok sıkıntılı şu hayatımızı da bala çvirmesi için bolca peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme salavat getirmeliyiz..

17 Haziran 2009

İslâm'da Adab-ı Muaşeret


İslâm’da Adab-ı Muaşeret
Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalpli olmak.

Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.

İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.

Dargınlığa hemen son vermek.

Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak.

İnsanların kusurlarını araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak.

Dostları arkalarından savunmak.

İnsanların kalplerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak.

Değişik halk kesimleri ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak.

Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek.

Hayırsever olmak, yardım etmek, arka çıkmak.

Selâm vermek.

El sıkışmak (musafaha).

Teşmitte bulunmak; aksıran için hayır ve bereket istemek.

Toplantılarda temiz bulunmak ve edebe uygun davranmak.

Dostları ziyaret etmek.

Davetlere icabet etmek.

Saygı için ayağa kalkmak.

Değerli zatların ellerini öpmek.

Komşuluk haklarını gözetmek.

Hastaları ziyaret etmek.

Cenazeleri teşyi etmek (uğurlamak).

Müslümanların mezarlarını ziyaret etmek.
Adab-ı Muaşereti Öğreten Sure


Müminlerin şanına ve adına layık olan edep ve terbiye esaslarını ihtiva etmesi münasebetiyle Hucurat suresi, bazı müfessirler tarafından “ahlâk ve adab suresi” olarak nitelendirilir.

Hucurat suresi, toplum hayatında Müslüman ferdin davranışlarını düzenlemeye dair ahlâkî hükümleri içerir. Sure, Allah Tealâ’nın dinine, Rasulü’ne (sav), O’nun yanında konuşma adabına, dedikodulara kulak asmamaya, duyulan haberi tahkik etmeye, küskünlerin arasını bulmaya, alay ve hakaret etmemeye,suizandan sakınmaya, gıybetten kaçınmaya, tecessüs etmemeye, yani gizli halleri araştırmamaya dair ayetlerden oluşur.

Hucurat suresi, insanın Allah’a ve Rasulüne (sav) itaat ve teslimiyetinden aile yaşamında uyulması gereken kurallara, yalan söylemenin çirkinliğinden birey ve toplumsal yaşama sirayet eden temizlik ve titizliğe, israf konusundan müslümanlar arasındaki selamlaşma, doğru iletişim ve yeme içme adabına kadar hayatın her alanında en ince ayrıntısına kadar uyulması gereken görgü kuralları getirmiştir.

Hucurât SURESİ
Diyanet Vakfı Meali

Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. *

2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. *

3. Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.

4. (Resulüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir. *

5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

6. Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. *

7. Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.

8. Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah alimdir, hakimdir.

9. Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.

10. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.

11. Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir. *

12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir. *

13. Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır. *

14. Bedeviler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. *

15. Müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.

16. De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

17. Onlar İslam'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.

18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.

28 Mayıs 2009

Yaşasın İslam ve O'nun ebedi saltanatı

Yaşasın islam!
Yaşasın, onu anlamamıza vesile olan Kur’an! O, Kelam-ı Ezelîden geldiği için ebede gidecektir.
Onun hakikati üstünde hakikat, onun hükmü üstünde hüküm yoktur ve olmayacaktır.
Nefsin, bizi dünyaya peşkeş çeken, onun süfli ve geçici ziynetlerine; murdara ve harama, mala ve mülke, paraya ve pula, şehvete ve tamaha bizi sevk ve icbar eden rezil baskılarından kurtulmanın yegâne çaresi Kur’an’a uymaktır. Resullulah’ın hayat tarzı olan İslam’a ittiba etmektir.
İslam kopmaz bir hablu’l-metin, Kur’an büyük bir reh-numâdır. Şu pis oyunlardan; şu kirli ve badireli tuzaklardan kurtaracak odur. O ipe sımsıkı sarılıp o yoldan gitmektedir selametimiz, kurtuluşumuz.
Haklı ve meşru hürriyetten hakkıyla yararlanmak, hürriyetin, aynı zamanda bağımsızlık ve istiklâliyet temin eden kudretinden yararlanmak ancak iman ile olabilir. Çünkü imansız bir yürekte hürriyet yüktür, bârdır, dârdır, sefahattir ve en küçük menfaat için tezellül ve rezalettir… İman; ancak iman insanı insan eder, belki insanı sultan eder.
İman bir intisaptır çünkü. Her bir şeyi Yaratıcısıyla bağlar ve O’na isnat eder. Eşyayı ademden ve nesepsizlikten kurtarır. Her bir şeyi O’na abd eder.
O’na hakkıyla abd olan, Allah’a gönülden bağlanan; O’nun kudret ve iradesinden başka odaklara, mahfillere, dengelere, global veya yerel güçlere ve bilumum halklara ubudiyet etmeye, kulluk etmeye, onlara tabasbus etmeye tenezzül etmez!
İman’ın, Allah’ın önünde secdeye vardırdığı baş, eğer yeterince farkında ise, dünyaya meydan okur!
* * *
.
Her bir mümin kendi imkânınca iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmakla mükelleftir. Herkes kendi küçük âleminde, yani kendi bedeninde bir kumandandır ve kendi nefsine karşı büyük cihadı yapmakla sorumludur. Demokrasi denilen şey, ‘kişinin, kendisine karşı da sorumlu olduğu hakikati’ni kavrayamadığı için ferdi ve dolayısıyla toplumu çürümekten alıkoyamıyor. Bireyi nefsinin ve isteklerinin bağımlısı kölesi yapıyor.
İslam ise insanı hem çevresine ve hem kendisine karşı dikkate çağırır. Bu çerçeveden, etrafımızdaki her şey; giydiğimizden tutunuz harcadığımız ve kazandığımız paralara varıncaya kadar her bir şey, bir değere, bir duruşa, bir kıymete sahiptir. Peygamberimiz “ Ed-dünya mel’ûnetun ve melûnîne ma fihâ” buyurmuş. (Yani bir şey ahiret hesabına kullanılmıyorsa -bu para olabilir, saltanat olabilir, devlet olabilir, güç olabilir, vakit olabilir ve ömrümüz olabilir- o şey sizi cehenneme götürür…) Böylece müminin dünya ve onun nimetleri karşısındaki gerçek duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu duruş, cennet ve cehennem kaygısı olan herkesi bağlar.
Allah, kulun kendisine yönelen sevgisini, Hz. Muhammed’e itaate bağlamıştır. “De ki (Ey Muhammed) eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun!” Öyleyse, her bir insan, şu beden denilen kâinatındaki bütün varlıkları (yani nefs, akıl, his, latife her ne varsa hepsini…) ve bütün hal ve filleri Allah’a itaat edecek duruma getirinceye kadar cihad (mücadele) etmelidir. Bu cihadda başarı elde etmenin en kestirme yolu Resulullahın sünnetine uymaktır…
* * *
Ey evliya-yı umur! Ey milletin siyasi işlerini görenler; halka hizmet olan siyaset yolunu seçenler! Başarı ve toplumun size teveccühünün devamını istiyorsanız, hareketlerinizi, Adetullah kanunlarına bina ediniz! O’na güvenerek ve O’nun hatırını gözeterek işlerinizi yürütünüz.
Ötekinin berikinin hatırını güderek, şundan bundan korkarak, havf ve tamah ile hareket ederseniz, takdir makamından tard edilir başarısızlıkla cezalandırılırsınız! İzzet gibi halkın sevgisi de Rabbin kontrolündedir. Halkın sizi sevmesini istiyorsanız, O’nun sizi sevmesini sağlayın. Çünkü her şeyin dizginin onun elindedir.
Ekser peygamberlerin bizim de içinde bulunduğumuz şu coğrafyada zuhur etmiş olması gösteriyor ki, bu memleket insanlarının makine-i tekemmülatının buharı diyanettir. Bu topraklarda bir terakki, bir ilerleme, bir güçlenme isteniyorsa mutlaka dinin kudretinden yararlanılmalıdır.
* * *
Din-i hakiki ile bu insanları beslemedikçe ve onun hikmetleri ile şu topraklar sulanmadıkça beklediğiniz başarıyı elde edemeyeceksiniz. Nitekim edemiyorsunuz. Her fiiliniz her teşebbüsünüz tepki alıyor. Şunun korkusu bunun belası, şunun kriterleri, ötekinin dikteleri arasında helak olup gidiyorsunuz!
Bu sözlere itimat etmiyorsanız, bin yıllık tarihinize bakın! Bu millet ne zaman dinine hakkıyla sarılmışsa yükselmiş, ne zaman ihmal etmişse çökmüştür. Hıristiyanlıkta ise bunun tam tersi geçerlidir. Çünkü Hıristiyanlık bir vaaz ve öğüttür; nizam içermez. Kur’an ise bir hüküm ve hikmettir. Hayatın her alanını kuşatmıştır; Bazen bir tek hakikatini ihmal, azim sıkıntılara neden olur. İşte oluyor…
Biz kınayıcıların kınamasını bir yana bırakıp sımsıkı İslam’a sarılırsak, kısa zamanda göreceğiz ki, Asya ve Afrika tarlaları, Rumeli bostanları ve hatta Ziyon dağları İslam’ın renkleriyle revnak olmuş çiçeklerle bezenmiştir…
Dünya için din feda edilmez beyler! Hele üç beş murdar kuruş için hiç edilmez! Bugüne kadar ettik de ne kazandık!
Nefesi tükenmiş bir baskı düzenini, insafsız bir tiranlık sistemini muhafaza etmek için bugüne kadar hep dini ve dindarı rüşvet verdik! Üç beş kuruş murdar para gelecek diye dini tefecilerin nezdinde rehin bıraktık, ne elde ettik? Dinin meselelerinin terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne gördük?
Milletin kalp hastalığı za’fı diyanettir. Bu milletin bütün somatik ve psikosomatik hastalıkları iman zaafından kaynaklanmaktadır. Bugün kendisiyle övündüğümüz o Kurtulmuş Savaşı’nı kazananların sahip oldukları tek imkân yüreklerindeki imandı. Kalpleri o sağlam iman ile dop dolu olduğu için ülkeyi çiğnetmediler.
Çaresizlik, yokluk, parasızlık çepeçevre kuşatmıştı onları. Silahları, mermileri, barutları yoktu. Paraları da yoktu ama imanları vardı. Her birinin imanı ‘hubbu’l-vatan’ı da içine almıştı. Çünkü biliyorlardı ki “vatanı sevmek imandandır” Yeniden o azmi kazanabilmenin yegane çaresi imanı güçlendirmek ve Kur’an’a sarılmaktır.
Bizim meşrebimiz, muhabbete muhabbet, husumete husumettir. İmanımızdaki zaaf, bizi dünkü kardeşimizle hasım eyledi. Bizi birbirimize düşürdüler. Kimimiz dinci olduk, kimimiz laik! Her geçen gün sevgiye daha çok ihtiyacımız varken, her gün yeni husumetlerle bu toplum tiftik tiftik atılıyor…
Bu keşmekeş içinde bizi yeniden ayağa kaldıracak temel düstur; islam kardeşliği çerçevesinde insanlarımız arasında yoğun bir sevgi akışını sağlamak ve insanlığı, insanlık ekseninde kucaklayarak, zalime karşı insan fıtratı ekseninde yürekleri bir araya getirmektir.
İnsanın buna ihtiyacı var: beşerin buna ihtiyacı var. Hanif İslam’da; yani insan fıtratının ortak paydasında bir araya gelmeyi beceremezsek, önce biz helak olacağız!
Bu gidişten milleti ve memleketi kurtarmanın yegâne yolu, bireylerimizi Kur’an ahlakıyla yeniden buluşturmaktır. Bunun en kestirme yolu da Rasullulahın sünnetine tabi olmaktır. Peygamberin sünnetini ihya, insanı ihyadır. Bir insanı ihya âlemi ihya gibidir.
Günahlar bir umman olup herkesi çevrelemiş. İnsanlık cehennem gayyasına doğru akıyor. Bu ıstırabın farkına varanlar denizyıldızları gibi kendilerini sahile atıyorlar. İşte cihad onları kurtarmaktır. Bir kişi bile çok şeydir.
Herkes önce kendi nefsinden başlamalı. Kendini sarsmalı; ben neredeyim, ben nereye koşuyorum, diye kendini hırpalamalı!
Sözlerimin bir vaaz gibi olduğunun elbette farkındayım. Bir gazete yazısına benzemediğini de biliyorum. Dini, diyaneti belli olmayan üç kuruş para için, milletin şu kadar büyük risklere ve badirelere sürüklemesi arifesinde böyle haykırmak geldi içimden!
Durun! Sakinleşin! Sözlerinizi bir de siz duyun. Cerbeze, sahibini de helak eder çünkü!
Hasmı susturmak nefis hesabına olsa, bizatihi mağlubiyettir zira! Mümin feraset sahibidir; sözün nereye varacağını anlar! Dünya için bu kadar helak olmaya değmez. Bu kadar kin duymaya da... ‘Zalimler için cehennem yeter!”

Çünkü mülk Allah’ındır ve her şeyin ve herkesin en son varisi O olacaktır!

M. Ali Bulut - Haber 7
mabulut@gmail.com


Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi, ilanlarınızı veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..

Reklammatik'le Reklam İzle sen de kazan!

Hostinginizi Alın Bir Villa Sahibi Olun

İzleyen Kazanıyor

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!
Hz.Muhammed_Tolstoy_Gizlenen_Kitap İNDİRR

23 Nisan 2009

Google Alert - İslam

Google News Alert for: İslam

Yeni Şafak
İşte Obama'nın İslam danışmanı
Yeni Şafak - İstanbul,Turkey
Türkiye ziyareti sırasında cami ziyaretiyle ve ABD'nin İslam dünyasına yaklaşımında değişim sinyalleri vererek Amerikalı radikal sağcıların tepkilerini ...
See all stories on this topic
İslam dünyası Batı'ya 23 Nisan ile meydan okudu
Güneş - Turkey
1096'da başlatılan Haçlı saldırılarının bu son dalgası ile İslam dünyasının bin yıllık savunucusu olan Türklerin de beli kırılmak isteniyor. ...
See all stories on this topic
Timeturk
İslam dünyasının ilk hastane gemisi
Timeturk - Turkey
Bugün gelişmiş ülkelerde olan ama henüz hiçbir İslam ülkesinde olmayan, Abdulhamid döneminde varolduğu bilinen "Hastane Gemileri"nin fotoğrafları ortaya ...
See all stories on this topic
KARABAĞ'A KONUSUNA DESTEK islam ülkelerinden
Ulusal Kanal - İstanbul,Turkey
islam Konferansı Teşkilatı üyelerini kabulünde bir konuşma yapan Aliyev, Azerbaycan'ın Karabağ konusundaki tepkisine en çok islam ülkelerinden destek ...
See all stories on this topic
Akif Emre
Yeni Şafak - İstanbul,Turkey
Yeni dönemde Amerika'nın İslam dünyasına yönelik stratejilerinin anahtar kavramlarından biri muhtemelen 'Müslüman dünya' ile 'İslam âlemi' arasındaki farka ...
See all stories on this topic
Haber 3
Yabancı Gelin'in birincisi Hollandalı Lorrainne İslam'ı seçti..
Haber 3 - Turkey
Yabancı gelin yarışma programını altınları alarak yarışma birincisi olan Hollandalı Lorrainne, program süresince dürüst davranışları ile Türkiye'nin kalbini ...
See all stories on this topic
Zorunlu asimilasyon başarılı olamadı
Zaman - İstanbul,Turkey
ise "Türkçe konuşan, Türk kültürüne bağlı ve Diyanet işleri Başkanlığı tarafından temsil edilen Sünni islam yorumuna inanan bir Türk ulusu" inşasına ...
See all stories on this topic


This once a day Google Alert is brought to you by Google.

Remove this alert.
Create another alert.
Manage your alerts.

Din ve teknoloji

Hindistan'ın Kanpur kentinde yapılan İslami bir panelde cep telefonu kullanımı konusunda fetva verilmiş!

Teknoloji öyle hızla giriyor ki yaşamımıza, din, yasalar, yaşam biçimleri, kurallar, kısacası her şey yeniden biçimlenmeye ve yeni süreçler oluşmaya başlıyor!

-Cep telefonlarındaki sure ve ayetler, sadece dinleme amaçlı kullanılabilir.
-Bu sure ve ayetlerin cep telefonu melodisi olarak kullanılması, İslama aykırıdır.
-Çalan telefon açıldığında, melodi haline getirilen sure ve ayetler yarım kalmakta, kişi günaha girmektedir.
-Telefon, eğer tuvaletteyken çalarsa bu da günahtır.

Yaşamımızı etkileyen cep telefonu kullanımına bir göz atalım. Örneğin, araba kullanırken cep telefonu kullanmak yasak, gerçekten mantıklı da, ama dinlemeyen öyle çok ki!

Yürürken cep telefonu kullanıp ağaca çarpanlar da olmadı değil!

Artık, araba kullanmak kadınlar için de neredeyse vazgeçilmez olmak üzere. Ancak, Suudi Arabistan'da kadınların araba kullanması yasak!

Teknoloji ve din, ikisi de insan yaşamının bir parçası!

Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali