savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Temmuz 2010

ŞEHİD OLANLAR ALLAH'IN EN SEVGİLİ KULLARIDIR

1.BÖLÜM

Geniş koridorlar, her zaman pırıl pırıl olduğu gibi her türlü konforla da donatılmıştı. İnsanların yaşamak için kümesi bile lüks bulduğu ülkede koridorlar tek başına uçurumları, ayrı-ğayrıları… göstermeye yetiyordu. Saray içindeki hiyerarşi bile koridorların darlığı ve genişliğiyle anlaşılabiliyordu. Her koridor başında ve Firavun ile ailesinin odalarına açılan kapı önlerinde ek nöbetçiler bulunuyordu.

Saray, insanların yaşadığı merkeze üstten bakar bir noktada ve uzakçaydı. Şehirden saraya çıkan yolun daha başında nizamiye kurulmuştu. Saray çalışanları hariç herkes, değil saray kapısına varmak, saraya giden 2-3 kilometrelik yoldan bile çevrilirdi. Firavun halka uzaktı.. Uzaklığının, üstten bakarlığının, kibrinin bu şekil yansıması gayet doğal bir neticeydi. Halka uzaktı çünkü Hakk'a uzaktı.

İlah (!) olduğunu deklare edip kendisine tapınmayı emretmeden 50 yıl önce Mısır ülkesinde putları yaygınlaştırmış, onlarca ilah arasında kendi ilahlığını meşrulaştırmıştı. Bununla, yani çok ilahlılıkla kendi ilahlığına karşı refleksleri önlemeyi amaçlamıştı. Öyle ya onlarca ilahtan sonra ha bir eksik ha bir fazla.. ne fark ederdi ki.. Üstelik çok tanrılı bir toplumda itikattan ve bu itikadın beraberinde getireceği sorgulamadan, fikretmeden, direnmeden bahsedilemezdi.. Birileri çıkar bir şeye ilah derdi. İlah olurdu. Firavun bu kurnazlıkla çok ilahlılığı yaygınlaştırıp kendi ilahlığına zemin hazırlamış oluyordu.

Her şeyin bir tanrısı vardı. Ölülerin, madencilerin, aşk ve neşenin, suların, adaletin, savaşın, hasadın, toprağın….Bir de sözde Mısır'ın…

Haşa bir ilah düşünün halkına uzak, soğuk, zalim, üstten bakan, acımasız ve gaddar.. Halkı Firavun'u böyle kanıksamıştı. Musa (as)'ın dinine tabi olmayanlar korkudan, sindirilmişlikten, menfaatten veya kurulmuş düzenin kendi keselerine de akan rantından dolayı Firavunun sözde ilahlığına kayıtsız ve sessizdiler. Çok tanrılı dinin takibini rahipler yapardı. Mısır kralları tarafından çok zengin hale getirilen rahipler, halk tarafından tanrılara kesilen kurbanlar ve adanan hediyelerle bol bol geçiniyor mabetlerdeki ferah yerlerde yaşıyorlardı. Angarya işlerde çalışmaktan, vergiden ve askerlikten muaftılar. Çok olan tanrılara anlayacağınız içten sadık olan yoktu. Ezici bir kısım ruhlarını sattıran ölüm korkusuyla, elit tabaka ise gölge tanrıların kaymağını yemekle meşguldü. Böyle gelmiş böyle gidiyordu. Ezen memnun, ezilen kaderine razı... Mısır'dan sonra daha çok ülkelere sıra gelecekti. Düzenler kurulacak, bu düzenleri kuranlar ilahlaştırılacak, zindandan tâ darağaçlarına kadar saraylardan, şatolardan, köşklerden projeler çizilecekti…

Ama…! Bir kımıltı vardı Mısır ülkesinde, sokaklarında, varoşlarında. Musa asasıyla dönmüştü hicretten. O döneli hücre ıssızlığına, başkaldırı nuruna bürünmüştü evlerden bazıları. Sessiz tevhidi bir çığlık akort yapıyordu Mısırda. LA İLAHE İLLALLAH MUSA KELİMULLAH..!

Can alıcı bir ezgi, gür bir seda olacağı, pişeceği, kıvamına geleceği, halkın özellikle İsrail oğullarının kahredici kanıksayıcılığını şuura inkılab edeceği, tavını alacağı günü bekliyordu "Mısır'da evler edinin" emr-i ilahisiyle…

Evlere birileri giriyor, birileri çıkıyordu. Tedbirli bakışlarla. İki önde bir arkada. Edinilen evlerin kapısı çalınmadan önce gözler önce devriye geziyordu. Sonra akrabalık/iş arkadaşlığı senaryo ediliyordu. Mü'minler Hz. MUSA (as) ile Mısır'da evler ediniyordu.

Firavun, saray baş casusunun acil notuyla tahtından dehlizli koridordaki ve kısıtlı sayıda özel giriş izniyle girilebilen odaya geçti.. Dudaklarını sol tarafa büküp sol gözünü kıstı. Yanağının sağ tarafında oluşan çizgilerin çirkinliğiyle odaya sahte ihtişamıyla girdiğinde baş casusun yanında bir başkasıyla kendisini bekler buldu. Öteki ise kula kulluğun zilleti, onulmaz korkuların acizliği, fıtrattan sapmışlığın zavallılığı ile kendisine tiksinti salan, alçaltan Firavun bakışlardan rahatsız bile olmuyor, el pençe, beli bükük, omuzları düşmüş halde hakirce siniyordu.

Firavun ne var, ne oldu, demeye kalmadan baş casus ve öteki secdeye kapandılar. İki yiyen, içen, uyuyan, bir yiyen, içen, uyuyanı tazim ediyordu. Firavun önünde secdeye kapanmış iki adama baktı. "Evet" diyordu göğsünde kaynayan nefis "Ben, Benim"

Sonra komut verip bu kadar yeter dercesine kalkmalarını emretti.

Firavun: Ne var, ne oldu, böyle acil olan ne?

Baş Casus: Ey Horus'un oğlu! (1) Set' in (2) köleleri işi iyice azıttılar. Geçen gün de size arz etmiştim; geceleri evlerde toplanıp Set'in en büyük adamı Musa'nın öğretilerini konuşuyorlar.

Firavun: Ne var bunda? Size, tüm imkan ve adamlarınızı seferber edip her evi, evlere giren çıkan herkesi hatta sinekleri bile tanımanızı ve emrimi beklemenizi söylemiştim ya! Günü gelince hepsinin kökünü birden kazıyacağım. Öyle ki Set bile şaşıracak her şeyin bilgisine nasıl da ulaştığıma. Horus'un (3) yardımına da gerek duymayacağım.. Ha..! Ha..! Ha..!

Kahkahasını atarken sırtını geriye doğru iyice çekip karnını şişirdi. Hesapları vardı zalimce ve kan kokan. Mazlumların, Musa ve ümmetinin hakkında kurguları vardı tarihe geçecek, Osiris'e (4) çok iş çıkaracak..

Ama..! Göklerden nazil olmaya başlayan bir ince hesap daha vardı ucu Kızıldeniz'e dayanan. Cibril (as) kanatlarını germişti bile edinilen evlere. Ve belki saraya dahi.

Nitekim boğaz düğümünden, şeytanın nefes kattığı kahkahaları daha duvarlarda yankılanmaktayken "baş casus nasıl söyleyeceğim" diye tırnaklarını kemirip bir çırpıda söyledi kötü haberi..

Baş Casus: Set'in köleleri saraydan bazılarının ruhunu satın almış. Musa'nın hücrelerinden sarayınıza kıvılcımlar düştü Efendim Hazretleri.

Dondu.. Kala kaldı Firavun.. Gözü en son baktığı noktada dondu. Ciğerlerine çektiği son nefes soluk borusunda kaldı. Kanı damarlarında, ağzı açıkta kaldı. Havaya saldığı son kahkaha odanın tam ortasında, duvara yetişip çarpmadan öylece kaldı, durdu. Tek duyulan baş casusun ve ötekinin paniklemiş kalp atışları ve tir tir titreyen vücutlarındaki elbise hışırtılarıydı.

Yıllara bedel bir iki saniyeden sonra şaşkınlıktan saç telleri havaya dikilmiş bir halde, gözbebeklerinde korkunun çizdiği taslaklarla "Nee!" diyebildi. "Sarayıma kadar dadandılar haa!"

Baş Casus : E….E…E-vet efendim hazretleri. Sekhmet (5) sizi korusun. Elimizde sağlam istihbarat var.

Bir kara yüz, kara cübbesi, kara kokusuyla ensesinde bitti Firavunun. Fısıldadı sol kulağına; "Kullarının önünde bu panik ve telaş Mısır'ın ilahına yakışıyor mu ?"

Önce uykudan uyanmışçasına gözleriyle sonra da tüm vücuduyla silkelendi. "Benim bu korkmuş halim ve şaşkınlığım olumsuz etkiler kullarımı" diye sessizce düşünüp korku çiziklerini çatık kaşlar ve sinirden şişmiş avurduyla kamufle etti.

Firavun: Peki (Salomeyi kastederek) Bu kulum oranın saraya açılan gizli bir dehliz olduğunu nerden biliyor?

Sorusunu, yanlış istihbarat arayıp kendini rahatlatmak için sormuştu ama alacağı cevap onu iyice afallatmıştı.

Baş Casus: O bilmiyordu Efendim Hazretleri.. Komite sorumlusuna bu istihbaratı ilettiğinde "Esrarengiz bir yere girip gözden kayboldu, kaçırdım elimden" diye rapor etmiş. Ben duyunca huylandım, çünkü tarif ettiği bölge acil durumlar için inşa ettirdiğiniz gizli dehlizlerden Kızıldeniz yönüne açılan dehlizle örtüşüyordu. Bizzat onunla gittim aynı güzergahı takip ettik.. Ptah (6) dehlizine ulaştık.

Firavun elini arada bir ağzına götürüyor, küçük öksürükler bırakıyordu. Aslında paniğini kendince saklıyor, şaşkınlığını daha önemlisi içini kemirmeye başlamış olan korkularını gizlemeye çalışıyordu. O haykıran, höyküren adam gitmiş yerine ne kadar gayret gösterse de kekelemeye başlamış bir zavallı gelmişti.

Firavun: Pe… Pe-ki bu kişinin saray ehlinden olduğu sonucuna nasıl vardınız. O dehlizleri inşa eden tüm işçi ve mimarları bizzat öldürtmüştüm.

Baş Casus: Efendim Hazretleri sorun da bu ya! O dehlizleri sadece ve sadece sizin bilmesini istedikleriniz biliyor. O dehlizden giren saray ehlinden biriydi. Musa'nın evlerinden birine gitti ve sonra geri döndü. Yani sarayda ikamet eden kullarınızdan bir ama Set'e ruhunu satmış. Hem hiç kimsenin dehliz giriş-çıkışlarını rastlantı ile bulmasına imkân yok. Takdir edersiniz ki dehliz giriş-çıkışları en mükemmel şekilde kamufle edilmiş. Hem Salome'nin anlattıklarına bakılırsa dehlizden içeri kendi kapısından evine girer gibi aşina imiş. Ayrıca saray dışından birinin bu şekilde rahatça dehlize oradan da saraya sokulacağına ihtimal vermiyorum.

Firavun ikna olmuştu. İyi ama bu kişi dehlizi bilmesi gerekenlerden birisi miydi? Yoksa saray görevinin rahatlığıyla rastlantı ile mi keşfetmişti? Yoksa bilenlerden biri mi bu kişiye sırlarını ifşa etmişti? Öyleyse Musa'nın taraftarları sarayda bir kişi değildi anlamı çıkar. İki kişiler mi yoksa daha fazla mı? Sorular beynini kemiriyor. Her soru başka soru işaretleri oluşturuyordu. Nihayet akıl etti ve sordu baş casusa:

-Kim peki bu şahıs?

Saray baş casusu başından beri korktuğu ve nasıl cevap vereceğini bilmediği soruya muhatap olmuştu. Çünkü ajan Salome yüzünü net görmemişti. Görmüş olsaydı bile tanıyamazdı zaten. Salome, İsrailoğulları mahallesinde, çarşıda pazarda, diğer varoşlarda yaşayan sinekleri bile tanırdı. İşinin karşılığı aldığı çil çil Mısır altınları yeteneğinin sırrıydı.

İşi ne miydi?

Tanımak, fişlemek, gammazlamak… Kendi ırkına, insanlarına, eşyaya, fıtrata ihanet yani; aynı kaderi yaşamaya zorlandığı insanlarını, köleleştirene satmaktı işi.

Akşamlara-sabahlara kadar gezer, gözleri fırıl fırıl döner, bazen insanlara dostça yaklaşır sohbet arası ağız yoklar, bazen Musa( as)'ın evlerinden birinin önünde tezgah kurar yumurta satardı.. Başka bir deyişle kendinden olanları, kendinden olmayanlara satardı.. Benliğini, insanlığını yani.

Cevap alamamış olmak onu iyice korkutmuştu korkutmasına rağmen ama o korkusunu öfke olarak dışarı vurdu;

Kimdi o?

Dipnotlar:
1-Nur (ışık) İlahı
2-Kuraklık ve kötülük tanrısı
3-Kâinatı aydınlatan ve canlandıran Horus, tahrip ve kötülük tanrısı Set ile hep savaş halindedir. Horus her zaman kazanır ama Set de hiç ölmez.
4-Ölüler tanrısı
5-Savaş tanrıçası
6-Artist ve madencilerin tanrısı

DEVAM EDECEK
Kaynak..: http://www.inzardergisi.com

31 Mayıs 2010

İsrail ile savaş çıkarmı?


Sonunda ne yaptı etti İsrail kendini vurdu. Bir devlet hiç bu kadar sorumsuz davranabilir mi? Nedir bu yapılanlar, neyin hesabıdır?.

Aslında bunlar hep korkunun vermiş olduğu rahatsızlıklardır. İsrailde biliyor kendisinin bulunduğu toprakların ona ait olmadığını. Birgün bu hesabı verceğini o da biliyor. Bu pisikoloji ile salgırdan bir tavır içerisinde sağa sola saldırıyor. Bu emanetçilik duygusu onların en hassas olgusudur. Bu yaptıkları ise bunun dışa vurumudur.
Bırakın devleti hangi insan ağır yaralı kontrolü altındaki kişilere kelepçe takabilir? Bunu hastalıklı İsrail Devletinden ve halkından başka kimse yapmaz. Bu aslında tedavis çok güç bir hastalıktır. 

Aslında bu olayla İsrail tüm meşruluğunu yitirmiştir. Artık bir devlet değil terörist bir grup olduğunu ispat etmiştir.Tüm uluslararası hukuku çiğnemiş ve tüm ulus devletlere karşı isyan bayrağını çekmiştir. İsrail artık bu yapmış olduğu hukuksuzluğu temizleyemeyecek kadar pisliğin içine batmıştır. Bundan sonra ekonomik olarak da çok büyük zarar çekecektir. Yalnız İsrail devleti değil onunla hareket eden Mısır devleti de bu tepkilerden üzerine düşeni alacaktır. Tariha kara bir leke olarak geçeceklerdir. Bundan sonraki İsrail nesilleride bu kara lekeyle yaşamak zorunda kalacaklardır. Çünkü artık İsrail bir devlet değil terörist bir grup olarak kalacaktır.


İsrail ile ilişkiler koptu mu?

İsrail'in insani yardım gemisine saldırması Türkiye İsrail ilişkilerini nasıl etkileyecek? Kriz savaşa mı dönüşecek? Yapılan milyar dolarlık ticari anlaşmalar çöpe mi gidecek?

Türkiye bugün güne iki olayın sarsıntısıyla başladı. İlk haber gece İskenderun'dan geldi. Hatay'ın İskenderun ilçesinde Deniz İkmal Destek Komutanlığına teröristlerce roketatarla düzenlenen, 6 askerin şehit olduğu ve 7 askerin de yaralandığı saldırının, nöbet değişimi sırasında meydana geldiği bildirildi. Modernevler Mahallesi'nde bulunan Deniz İkmal Destek Komutanlığına saat 00.40 sıralarında teröristler tarafından yapılan roketatarlı saldırının, nöbet değişimi için askerleri taşıyan araca yönelik düzenlendiği belirtildi. Şehit haberi gün içinde 7 olarak duyuruldu...

Ardından sabaha karşı dünya kamuoyunun yakından takip ettiği insani yardım konvoyundan kötü haber geldi. İsrail, Gazze'ye insani yardım götüren konvoydaki Türk gemisi Mavi Marmara'ya İsrail sınırının 70 mil açıklarında uluslararası karasularında saldırdı. İçinde yardım malzemesi ve 700 civarı gönüllünün bulunduğu silahsız gemiye yapılan baskında kimi kaynaklara göre en az 2 kişi öldü 30 kişi de yaralandı. İsrailli kaynaklara göre ise ölü sayısı kimi yerde 10, kimi yerde 16, kimi yerde ise 20 olarak telaffuz ediliyor.

Bu saldırı Davos kriziyle gerilen, "alçak koltuk" kriziyle tırmanan Türkiye-İsrail ilişkilerini kopma noktasına getirdi. Başbakanlık'ta kriz masası oluşturuldu. İsrail'in Türkiye Büyükelçisi acil olarak Başbakanlığa çağrıldı. Hükümet yetkilileri olayı şiddetle kınadı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Latin Amerika gezisini yarıda kesiti. Dışişleri Bakanı da Birleşmiş Milletler'e çağrıda bulunmak üzere New York'a gitti.

Peki Türkiye-İsrail ilişkileri bundan sonra nasıl olur? Gece meydana gelen iki saldırı birbiriyle bağlantılı mı? Kriz savaşa mı dönüşecek? Yapılan milyar dolarlık ticari anlaşmalar çöpe mi gidecek? Uzmanlara sorduk...

İSRAİL İLE TİCARİ İLİŞKİLERİN BOYUTU


Gazze'ye yardım götüren gemilere yaptığı saldırının ardından tüm gözlerin üzerine çevrildiği İsrail'le Türkiye arasındaki en önemli işbirliği, savunma sanayisi alanında.

Savunma sanayi göz önüne alındığında iki ülke arasındaki ticaret dengesi İsrail lehine gelişiyor. Türkiye İsrail'den yüksek teknoloji gerektiren savunma sanayisi ürünleri alırken, İsrail Türkiye'den, daha çok askeri bot, üniforma benzeri malzemeler satın alıyor. İsrail Türkiye'nin savunma sanayi alanında önemli ortakları arasında yer alıyor.

-İKİLİ SEKTÖREL İLİŞKİLER-

Her iki ülkenin üstünlükleri karşılaştırıldığında ve ekonomilerin tamamlayıcı özellikleri ile coğrafi yakınlığın sağladığı avantajlar göz önüne alındığında, Türkiye ile İsrail arasında son derece geniş ekonomik işbirliği olanakları mevcut.

Ancak, Türkiye-İsrail ilişkilerinin önündeki en büyük engel, İsrail-Filistin sorunu olarak görülüyor. Özellikle İsrail ile planlanan uzun vadeli yatırımlar, bölgedeki savaş ve bunun getirdiği istikrarsızlık nedeniyle olumsuz yönde etkileniyor.

-İKİ ÜLKE DIŞ TİCARETİ-

Mayıs 1997'de iki ülke arasında Serbest Ticaret Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle, yaklaşık 200 ürüne uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılmasının ardından, gerek ihracat gerek ithalatta dikkate değer bir artış kaydedildi.

Türkiye, geçen yıl İsrail'e 1 milyar 528 milyon 370 bin dolarlık ihracat gerçekleştirirken, 1 milyar 70 milyon 128 bin dolarlık da ithalat yaptı. Bu yılın dört ayında ise İsrail'e 415 milyon 979 bin dolarlık ihracat, 695 milyon 406 bin dolarlık da ithalat yaptı.

Türkiye'nin İsrail'e ihraç ettiği başlıca ürünler arasında. demir-çelik, otomotiv ve yan sanayi, petrol ve petrol ürünleri, elektrikli makina ve cihazlar, dokumacılık ürünleri, kimyasallar, hazırgiyim, metal eşya bulunuyor.

Türkiye, İsrail'den ise kimyasallar, petrol ve petrol ürünleri, maden cevherleri ve döküntüleri, elektriksiz makinalar, dokumacılık ürünleri ve kağıt-karton ve kağıt, karton esaslı mamuller ile metal eşya ithal ediyor.

İsrail ile karşılaştırıldığında Türkiye'de nispeten ucuz işgücü olması ve gerek AB gerekse BDT ülkelerine coğrafi yakınlığı nedeniyle Türkiye'de başta tekstil olmak üzere ortak yatırımlar, sınai alanda önemli işbirliği fırsatları sunuyor.

Türk müteahhitlik firmalarının İsrail'de bugüne kadar üstlendikleri projelerin toplam değeri yaklaşık 583 milyon dolar seviyesinde bulunuyor.

-İKİ ÜLKE ARASINDAKİ ANLAŞMA VE PROTOKOLLER-

Türkiye ve İsrail arasında 14 Mart 1996 tarihinde Serbest Ticaret Alanı Anlaşması imzalanırken, Ticari, Ekonomik, Sınai, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşması, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, Gümrük İdarelerinin Karşılıklı Yardımlaşmasına İlişkin Anlaşma, Türkiye–İsrail Karma Ekonomik Komisyon Dönem Mutabakat Zabıtları, imzalanan anlaşmalar arasında bulunuyor.

Bu arada, İsrail'e ihraç edilecek gıda ürünlerinde Museviliğe uygunluğu belgeleyen koşer sertifikası aranırken, söz konusu sertifikaların temininde karşılaşılan sorunlar zaman zaman İsrail'e yönelik ihracatı olumsuz etkiliyor.

Türkiye'den İsrail'e yapılan ihracatta ağırlıklı olarak deniz yolu kullanılırken, özellikle soğuk havalı konteynerlerin temin edilmesinde karşılaşılan güçlükler nedeniyle, bu ülkeye yönelik bozulabilir ürün ihracatı arzu edilen düzeye ulaşamıyor.

İSRAİL SALDIRACAKTI, SALDIRDI
Sabah Gazetesi Yazarı Hasan Bülent Kahraman:


"Türkiye'nin İsrail ile ilişkiler çok iyiydi. Davos zirvesinden sonra bozulma trendine girdi. İsrail bu yardım gemisinin Gazze'ye girmesine izin vermeyecekti. İnsani yardım gemisine izin verse kendi koyduğu ambargo delinecekti ve bunun sonu gelmeyecekti. Zaten geminin girmesine izin vermeyeceğini ve gerekirse saldıracağını duyurmuştu. Önemli konu İsrail bu açıklamayı yaparken Türkiye tarafından herhangi bir diplomatik girişimin olup olmadığı. İsrail başka türlü davranamazdı. Vuracağım dedikten sonra vurmaması beklenemezdi.

İsrail ile ilişkilerin bu noktaya gelmesi büyük şanssızlık. İsrail lobileriyle tüm dünyada çok etkili bir ülke. Birleşmiş Milletler'den bir şey yapması çok beklenemez. Aramızda büyük ticari ilişkiler var. Türkiye önemli bir silah alıcısı. Türkiye silah alımlarını durduracak bir hamle yapmazsa İsrail Türkiye devletiyle ilişkilerini bozmak istemez.

HER DEVLET HER DEVLETİN DÜŞMANIDIR HEM DE DOSTUDUR

İskenderun'daki saldırılarla İsrail'in bir bağlantısı var mı bilemeyiz ama şunu unutmamak lazım; her devlet her devletin dostudur, aynı zamanda düşmanıdır. PKK bölgedeki halkların Türkiye'ye karşı rahatlıkla kullanabileceği bir taştır. İsrail gibi daima militarizmden beslenen bir ülkenin PKK gibi bir kaynağı kullanmış olması şaşırtmaz. Bundan sonra PKK saldırılarının artıp artmayacağını iyi gözlemlemek gerek."

İSRAİL HÜKÜMETİNDE USAME BİN LADİN'DEN DAHA RADİKAL BAKANLAR VAR
USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Başkanı Sedat Laçiner:

"İsrail ile ilişkiler 2006'da Lübnan olaylarında gerilmeye başladı. Davos kriziyle zirve yaptı. İsrail tarihinin en sert en sağcı hükümetine sahip. Hükümette Usame Bin Ladin'i aratmayacak radikallikte bakanlar var. İsrail hükümetinde Türkiye hükümetine karşı ayrı bir nefret var. Türkiye büyükelçisini düşük koltuğa oturtmak bu nefretin en önemli göstergesiydi.

İsrail gemiye bilinçli olarak saldırdı. Bundan sonra önemli olan uluslararası kamuoyunun nasıl tepki vereceği. Ama maalesef Yahudi lobisi dünyanın her tarafında oldukça etkin.

Türkiye'nin bundan sonra önünde bir kaç seçenek var. Elçiliğini kapatabilir, diplomatik ilişkilerini kesebilir, İsrail'i uluslararası kuruluşlara şikayet edebilir (İsrail uluslararası karasularını ihlal etti ve bir yerde haydutluk yaptı. Somalili korsanlara yapılan onlara da yapılmalı), ticari ilişkilerini kesebilir. Ama bu henüz bir savaş nedeni değil.

Türkiye İsrail'in en önemli ticari partnerlerinden biri. Aramızda milyarlarca dolarlık silah anlaşması var. İsrail kedine ciddi zarar veren bir işe girişti. Ticari partner olarak Türkiye'yi kaybetmek istemeyecektir ama İsrail'de bu hükümet olduğu sürece ilişkiler iflah olmaz.

PKK MİLİTANLARINI MOSSAD EĞİTİYOR İDDİASI

Dün gece İskenderun'da yapılan saldırıyla, İsrail'in yardım gemisine saldırmasının bağlantısı var mı bilemeyiz ama Akdeniz'de biri PKK biri İsrail tarafından yapılan iki saldırının bir kaç saat aralıklarla gerçekleşmiş olması dikkat çekici. Bir kaç yıl önce PKK'lılara Kandil'de canlı bomba eğitiminin İsrail gizli servisi Mossad tarafından verildiği bilgisi Türk istihbarat servislerince doğrulanmıştı."

Yaralılar Bile Kelepçeliydi

Gazze'ye insani yardım götüren gemilere yapılan operasyonun ardından, helikopterlerle Tel Aviv'e getirilen yaralılar, İsrailli askerler tarafından ambulanslara taşındı.

*FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

İsrail yardım gemilerine düzenlediği saldırıda yaralanan 10 kadar eylemcinin, Petah Tikva kentine götürüldüğü bildirildi. Yaralıların burada Rabin Sağlık Merkezi tedavi altına alınacağı kaydedildi.

Yaralıların sevkiyat sırasında ellerinde plastik kelepçeler olduğu görüldü. 


Mynet Anketi ise, halkın çoğunluğunun İsrail ile bir savaş yapılmasını istediğini ortaya çıkarıyor. İşte anket haberi, 

İsrail'in Gazze'ye insani yardım taşıyan gemilere düzenlediği kanlı operasyon başta Türkiye olmak üzere bir çok ülkede tepkiyle karşılandı. Politika kulislerinde İsrail'in yaptığı bu orantısız operasyonun karşılıksız kalmayacağı ve muhakkak bir yaptırım uygulanacağı konuşulurken Mynet Haber Servisi olarak düzenlediğimiz Türkiye İsrail'e karşı nasıl tavır almalı? anketiyle halkın nabzını tuttuk.
'İsrail ile savaşalım', 'tüm ticari ilişkiler sona erdirelim' ve 'diplomatik yollardan baskı yaratalım' şıklarından oluşan ankette 90 bine yakın okuyucu oy kullandı. Anketin sonuçları ise İsrail'e yönelik  öfkeyi gözler önüne serdi. "Diplomatik yollardan baskı yaratalım" şıkkına oy verenler yüzde 1'i bile bulmazken, oylarını "İsrail'le savaşalım" yönünde kullananlar ise yüzde 79'u buldu. "Ticari ilişkileri bitirelim" şıkkı ise yüzde 21 oy aldı.

--
İlan Grubu
http://groups.google.com.tr/group/ilangrubu/subscribe?hl=tr

22 Mayıs 2009

Savaşa Dönüş - My Iz Budushchego (2008) DvdRip-XviD Tr Dublaj

===============================================================================

Soru ve Isteklerinizi alesta97@gmail..com adresine iletiniz.

Bozuk Link Olursa Link Adresini Kontrol Edin Ornegin:
www.filminadi..part1 (gibi 2 nokta varsa birini silin yoksa zaten link kırık demektir.)



**Savaşa Dönüş**










Yapım : 2008, Rusya
Tür : Fantastik / Savaş
Yönetmen : Andrei Malyukov
Oyuncular : Boris Galkin, Yekaterina Klimova, Danil Kozlovsky
Süre : 1 saat, 50 dk.

Gençlerin amacı, kazı yaptıkları eski savaş alanını paha biçilemez tarihi eserler bulabilmek için talan etmektir. Alanda çok değerli silahlara, madalyalara ve belgelere rastlarlar. Bu çok tehlikeli bir iştir ve cesur dörtlü toprağın altında, içinde iskeletlerin ve eski fotoğraflı hatıra defterinin bulunduğu gizli bir bölme keşfederler. Asıl gariplik ise bir hemşireye ait olan çantadan, 1942 yılındaki savaşa katılan 4 askerin kimliklerinin çıkmasıdır. Çünkü fotoğraflar göstermektedir ki, çılgın hazine avcıları o savaşta bulunmuştur. Buna bir anlam vermeye çalışırken yaşlı bir teyze çıkagelir, gençlere süt verir ve savaşta kaybolan oğlundan bahseder. Oğlunun gümüş bir sigaralığı olduğunu söyler ve gençlerden gümüş sigaralığı bulmalarını ister. Teyzeyi ciddiye almayan gençler yine de ona söz verirler. Tüm bu garipliklerin arasında biraz ayılmak için kazı alanının yakınlarındaki göle girdiklerinde ise hayatları sonsuza dek değişecektir. Gölden çıktıklarında yıl 1942’dir ve 2. Dünya Savaşı tüm şiddeti ile sona yaklaşmaktadır. Buradan kurtulmak için yapmaları gereken iki şey vardır: Yaşlı kadının oğlunu bulmak ve SAVAŞMAK...

**İMDB**

http://www.imdb.com/title/tt1192431/



http://rapidshare.com/files/235096145/Savasa_Donus_2007_TR_Dublaj_DVDRip.part1.rar
http://rapidshare.com/files/235115847/Savasa_Donus_2007_TR_Dublaj_DVDRip.part2.rar
http://rapidshare.com/files/235141742/Savasa_Donus_2007_TR_Dublaj_DVDRip.part3.rar
http://rapidshare.com/files/235173618/Savasa_Donus_2007_TR_Dublaj_DVDRip.part4.rar

Sizde Beğendiğiniz e-postaları, kendi eserlerinizi, ilanlarınızı veya bizimle paylaşmak istediklerinizi naturelist@gmail.com mail adresine yollayabilirsiniz..

Reklammatik'le Reklam İzle sen de kazan!

Hostinginizi Alın Bir Villa Sahibi Olun

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!

Hz.Muhammed_Tolstoy_Gizlenen_Kitap İNDİRR

Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali