Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2010

Türk Polisi israil Askeri Gibi İş Yapamaz !.

Analiz Merkezi adlı sitede son El Kaide zanlıları olarak gözaltına alınanlar konusunda Fatih Tezcan "Türk Polisi israil Askeri Gibi İş Yapamaz" başlıklı bir makale yazdı.

İşte o makale...

ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin 2001'de başlayan Afgan Savaşı'nda, bu güne kadar verdikleri askeri kayıp, 1149 ABD askeri olmak üzere 1891 kişidir.Amerika'dan sonra en büyük kaybı 309 askerle İngiltere vermiştir.

10 yıllık savaşta yıllık ortalama asker kaybı 189 askerdir.

1 aylık ortalama asker kaybı 16,58 askerdir.

Ancaaaak...

Sadece Haziran ayında, ölen NATO'ya askerlerinin sayısı 102'dir!

Yani NATO, 9 senelik istatistikte, ayda ortalama 16 asker kaybederken, bu rakam Haziran ayında 6 kat artmıştır...

Ve içinde bulunduğumuz Temmuz ayının sadece ilk 2 haftasında öldürülen NATO askeri sayısı 33'tür ve ay sonu bilançosunun Haziran'a yakın bir sonuç vermesi şaşırtıcı olmayacak...
...
Taliban, son saldırıların ardından 'Biz daha yeni başlıyoruz! Nereye kaçıyorsunuz?' şeklinde bir açıklama yaptı.

Yaptı, zira Afganistan'a 40 bin yeni ek ABD askeri gönderilmesini isteyen ABD'li komutan McChrystall, 23 Haziran'da Obama tarafından görevinden alındı...

Yaptı, zira bundan sadece 5 gün sonra, 28 Haziran 2010'da, 'Afganistan`da zaferin garanti olmadığını' belirten İngiltere Kara Kuvvetleri Komutanı Richards, "Çıkış stratejisinin bir parçası olarak Taliban`la bir an önce müzakerelere başlanmalıdır" dedi...

Tarih tekerrür ediyor...

Önce İngiltere...

Sonra Sovyetler...

Ve şimdi ABD ve NATO...

Afganistan'daki Müslümanlar, işgalci güç kim olursa olsun, misafirperver olmayacaklarını bir kez daha kanıtlamak üzereler!
...
'Medeniyet getirmek, demokrasi taşımak' gibi motto'larla süslenen emperyalist sömürü maskeleri bir bir düşüyor...

Afganistan atmosferi, Batı'nın kibirli ve sömürücü karakterini kavururken, 49 ülkenin Dışişleri Bakanı, NATO ve BM Genel Sekreterleri "Afganistan İçin Kabil Konferansı"nda buluştu.

Şimdi dikkat!

Ne zaman?

19-20 Temmuz 2010'da...

Şu an 'Afganistan'da tükenen NATO' başlıklı bir yazı da okuyor olabilirdiniz...

Ama öyle değil...

Çünkü, Afganistan'da 42 ülkenin askeri varken, 49 ülkenin temsilcileriyle yapılan o Kabil Konferansı'ndan sadece 3 gün önce Türkiye'de bir gözaltı operasyonu yapıldı!

Adana ,İstanbul ,Çanakkale ve Antalya`da "El Kaide" adı altında yapılan operasyonlarda bir çok kişi gözaltına alındı.

Göz altına alınan Müslümanlar'ın sorgudan mahkemeye geçişleri kameralara yansıtıldı.

Hepsi sakallıydılar...

Hiçbirisi susmadı...

Hepsi sloganlarında 'gözaltılardaki haksızlığı ve adaletsizliği' haykırdılar...

Ve televizyonlar bu haberleri dolu dolu verdi...

Benim bildiğim kadarıyla Rudvan Kaya'dan başka ses çıkartan bir Müslüman da olmadı!

Varsa ve kaçırdıysam, hakkını helal etsin!

Ama İslamî Camia yine sessiz kaldı...

Kaldı, zira Referandum!

Kaldı, zira Ak Parti korkusu!

Kaldı, zira Saadet Kongresi!

Kaldı, zira Ergenekon-Pkk ilişkisi!

Kaldı zira 'Aman bi de El Kaide'ci yaftası vurmasınlar!' endişesi...

Kaldı, zira gözaltına alınan Müslümanlar'la aynı fraksiyonda olmamaktan dolayı

'Bana ne! Radikallik yaparken düşünselerdi' perspektifi!

Ve saire ve saire ve saire...

Bir şekilde yine sessiz kalmayı başardık...

Oysa böyle mi olmalıdır...

Ümmet, içindeki fikirsel farklılıkları müzakere ile çözmelidir...

Mutaassıb, ilme kapalı, kendi dediğinden başkasına tahammülsüz, getto'sal yapılarımız olmamalı bizim...

Ötekileştiren, yaftalayan, etiketleyip uzaklaştıran zihniyet Kur'an Devrimi'ne de uygun değil.

Ama fraksiyonel durumlarımız ne kadar ters ve her kim olursa olsun, birimize dokunan haksız ele, hepimiz sesimizi yükseltmeli değil miyiz?

Bakın, göze yakın tutulan kibrit, arkasındaki ormanı saklar!

Sadece bir gözaltı operasyonu olarak baktığımızda,

sadece bir gözaltı operasyonudur bu...

Ama çizmeye gayret ettiğim Afganistan profilinden baktığımızda,

'Türkiye Ekseni'nden kayıyor mu?' sorusunu, 'bir köşeye sıkıştırma hamlesi olarak' dillendiren Otorite'lere sunulan adaklardır işte o, operasyon mağduru Müslümanlar!...

Eskiden Türkiye'ye bir ABD Başkanı geleceği zaman, Kemalizm'den Kenan Evren'e, ondan da emniyete tevarüs eden gelenek icabınca 'denge gözetilir' ve bahis konusu ziyaretten 2-3 gün önce 'bir sağdan bir soldan' iki üç ev basılır, Komunistler ve Müslümanlar göz altına alınırdı.

Basılana 'hücre evi', alınanlara 'şüpheli' denilir, kamuoyu 'bilgilendirilir' ve gelen Başkan'a 'müstemleke tekmili' bihakkın verilmiş olurdu...

Sonra 'Başkan' gider, şüpheliler serbest bırakılırdı...

Şimdi?

17 Temmuz'da 29 kişi gözaltına alındı...

19 Temmuz'da (Konferansın birinci günü) 6 kişi serbest bırakıldı.

20 Temmuz'da (Konferansın ikinci günü) 9 kişi daha serbest kaldı.

Geriye kalanlar, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Nasıl?

Niyet Ettim Otorite Rızaı İçin Eksen İspatına!

Değil mi...

Bitmedi!

Bir de Kelime-i Şehadet Bayrağı suçu var!

Ama ben onu yazmayacağım...

Göstereceğim...

İlk resim, Dünya'nın Vicdanı Mavi Marmara gemisine çıkan Siyonist İşgal Çetesi israil`e bağlı 'özel küvetlerin' (kuvvet değil; küvet! bkz. altına yapan israil komandosu) 'ele geçirdikleri' gemi mutfağına ve tamirhanesine ait çakı, bıçak ve İngiliz Anahtarları'nı suç aleti olarak dünyaya tanıtma pespayeliklerinin resmidir...



Dikkat etmenizi isteyeceğim ise, israil'in Kelime-i Şehadet bayrağını 'suç aleti' tasnifinde tutması...

İkinci resim, yazıya konu olan gözaltılardan bir kısmını yapan Adana Emniyeti'nin işi!



Kelime-i Şehadet Bayrağı israil'de olduğu gibi, o hayvandan aşağı mahlukların yaptığı gibi Türkiye'de de suç aleti, öyle mi!

Türk Polisi'nin öğretmeni israil Askeri olamaz!

Türk Polisi kendi insanına israil'liymiş gibi hiç davranamaz!

Olursa, bu halk nasıl Kemalist zulumlerle hemhal olan Ordu'ya olan bakışını hızla değiştiriyorsa,

Anketlere göre 'nispeten' son dönemde güvenilirliği artan Emniyet'e de duruşunu değiştirir ve bu, bazı Otoriteryenistler için de iyi olmaz.

Zaten Ömer ve Nuray Canan Bezirgan çiftine, hususen, canlı yayında Atatürk'ü sevmediğini ifade eden Nuray Canan Kardeş'e, Kumkapı Karakolu'nda yapılanlar da hafızamızda ve oradaki başkomiserin uzaklaştırılması da yeterli değil!

(Mesele o komiserin o karakoldan değil o kafanın bu memleketten gitmesi!)

Zaten KCK'da gözaltına alınanları tek sıra edip takılan kelepçelerin neden ve nasıl basına sızdırıldığı da daha cevaplanamadı!

Zaten 2 senedir yüzlerce KCK'lıyı dinleyen ve takib eden Emniyet'in, neden tam da açılım esnasında o operasyonları yaptığı ve sadece bir kaç ay daha ertelemediği, hadi diyelim ki Erdoğan'ı karşılayan Diyarbakır Belediye Başkanı'nı tokatlayacak kadar ileri gidildi ve bu Başbakan'a dokundu, neden sonunda öyle veya böyle seçilmiş'leri alçaltıcı resimlerin gazetelere polis kamerasından servis edildiği de bilinmiyor...

Zaten'lerimiz çok...

Ve şimdi üstüne üstlük bu resim...

Hayır, siz bu keyfî ve 'adak' gözaltıları yapamazsınız!

Müslümanlar'a '-mış' gibi operasyonları yapamazsınız!

Otorite'ye selam verecekseniz başka bir yol bulmalısınız!

Kitapları, bilgisayarları, cd'leri, kelime-i şehadet bayraklarını suç aleti gibi masaya dizerek, o konferansa mesaj göndermek için gözaltı ve 'mahkeme' yapmış olamazsınız!

Böyleyse bunun hesabını Allah'a veremezsiniz!

Mahşer Konferansı, Nato'nun kıçını kurtarmak için yapılan Kabil Konferansı'na benzemez!

İşte bundan dolayıdır diyoruz ki;

Türk Polisi israil Askeri gibi İş Yapamaz!
Kaynak:Fatih Tezcan / Analiz Merkezi

31 Mayıs 2010

İsrail ile savaş çıkarmı?


Sonunda ne yaptı etti İsrail kendini vurdu. Bir devlet hiç bu kadar sorumsuz davranabilir mi? Nedir bu yapılanlar, neyin hesabıdır?.

Aslında bunlar hep korkunun vermiş olduğu rahatsızlıklardır. İsrailde biliyor kendisinin bulunduğu toprakların ona ait olmadığını. Birgün bu hesabı verceğini o da biliyor. Bu pisikoloji ile salgırdan bir tavır içerisinde sağa sola saldırıyor. Bu emanetçilik duygusu onların en hassas olgusudur. Bu yaptıkları ise bunun dışa vurumudur.
Bırakın devleti hangi insan ağır yaralı kontrolü altındaki kişilere kelepçe takabilir? Bunu hastalıklı İsrail Devletinden ve halkından başka kimse yapmaz. Bu aslında tedavis çok güç bir hastalıktır. 

Aslında bu olayla İsrail tüm meşruluğunu yitirmiştir. Artık bir devlet değil terörist bir grup olduğunu ispat etmiştir.Tüm uluslararası hukuku çiğnemiş ve tüm ulus devletlere karşı isyan bayrağını çekmiştir. İsrail artık bu yapmış olduğu hukuksuzluğu temizleyemeyecek kadar pisliğin içine batmıştır. Bundan sonra ekonomik olarak da çok büyük zarar çekecektir. Yalnız İsrail devleti değil onunla hareket eden Mısır devleti de bu tepkilerden üzerine düşeni alacaktır. Tariha kara bir leke olarak geçeceklerdir. Bundan sonraki İsrail nesilleride bu kara lekeyle yaşamak zorunda kalacaklardır. Çünkü artık İsrail bir devlet değil terörist bir grup olarak kalacaktır.


İsrail ile ilişkiler koptu mu?

İsrail'in insani yardım gemisine saldırması Türkiye İsrail ilişkilerini nasıl etkileyecek? Kriz savaşa mı dönüşecek? Yapılan milyar dolarlık ticari anlaşmalar çöpe mi gidecek?

Türkiye bugün güne iki olayın sarsıntısıyla başladı. İlk haber gece İskenderun'dan geldi. Hatay'ın İskenderun ilçesinde Deniz İkmal Destek Komutanlığına teröristlerce roketatarla düzenlenen, 6 askerin şehit olduğu ve 7 askerin de yaralandığı saldırının, nöbet değişimi sırasında meydana geldiği bildirildi. Modernevler Mahallesi'nde bulunan Deniz İkmal Destek Komutanlığına saat 00.40 sıralarında teröristler tarafından yapılan roketatarlı saldırının, nöbet değişimi için askerleri taşıyan araca yönelik düzenlendiği belirtildi. Şehit haberi gün içinde 7 olarak duyuruldu...

Ardından sabaha karşı dünya kamuoyunun yakından takip ettiği insani yardım konvoyundan kötü haber geldi. İsrail, Gazze'ye insani yardım götüren konvoydaki Türk gemisi Mavi Marmara'ya İsrail sınırının 70 mil açıklarında uluslararası karasularında saldırdı. İçinde yardım malzemesi ve 700 civarı gönüllünün bulunduğu silahsız gemiye yapılan baskında kimi kaynaklara göre en az 2 kişi öldü 30 kişi de yaralandı. İsrailli kaynaklara göre ise ölü sayısı kimi yerde 10, kimi yerde 16, kimi yerde ise 20 olarak telaffuz ediliyor.

Bu saldırı Davos kriziyle gerilen, "alçak koltuk" kriziyle tırmanan Türkiye-İsrail ilişkilerini kopma noktasına getirdi. Başbakanlık'ta kriz masası oluşturuldu. İsrail'in Türkiye Büyükelçisi acil olarak Başbakanlığa çağrıldı. Hükümet yetkilileri olayı şiddetle kınadı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Latin Amerika gezisini yarıda kesiti. Dışişleri Bakanı da Birleşmiş Milletler'e çağrıda bulunmak üzere New York'a gitti.

Peki Türkiye-İsrail ilişkileri bundan sonra nasıl olur? Gece meydana gelen iki saldırı birbiriyle bağlantılı mı? Kriz savaşa mı dönüşecek? Yapılan milyar dolarlık ticari anlaşmalar çöpe mi gidecek? Uzmanlara sorduk...

İSRAİL İLE TİCARİ İLİŞKİLERİN BOYUTU


Gazze'ye yardım götüren gemilere yaptığı saldırının ardından tüm gözlerin üzerine çevrildiği İsrail'le Türkiye arasındaki en önemli işbirliği, savunma sanayisi alanında.

Savunma sanayi göz önüne alındığında iki ülke arasındaki ticaret dengesi İsrail lehine gelişiyor. Türkiye İsrail'den yüksek teknoloji gerektiren savunma sanayisi ürünleri alırken, İsrail Türkiye'den, daha çok askeri bot, üniforma benzeri malzemeler satın alıyor. İsrail Türkiye'nin savunma sanayi alanında önemli ortakları arasında yer alıyor.

-İKİLİ SEKTÖREL İLİŞKİLER-

Her iki ülkenin üstünlükleri karşılaştırıldığında ve ekonomilerin tamamlayıcı özellikleri ile coğrafi yakınlığın sağladığı avantajlar göz önüne alındığında, Türkiye ile İsrail arasında son derece geniş ekonomik işbirliği olanakları mevcut.

Ancak, Türkiye-İsrail ilişkilerinin önündeki en büyük engel, İsrail-Filistin sorunu olarak görülüyor. Özellikle İsrail ile planlanan uzun vadeli yatırımlar, bölgedeki savaş ve bunun getirdiği istikrarsızlık nedeniyle olumsuz yönde etkileniyor.

-İKİ ÜLKE DIŞ TİCARETİ-

Mayıs 1997'de iki ülke arasında Serbest Ticaret Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle, yaklaşık 200 ürüne uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılmasının ardından, gerek ihracat gerek ithalatta dikkate değer bir artış kaydedildi.

Türkiye, geçen yıl İsrail'e 1 milyar 528 milyon 370 bin dolarlık ihracat gerçekleştirirken, 1 milyar 70 milyon 128 bin dolarlık da ithalat yaptı. Bu yılın dört ayında ise İsrail'e 415 milyon 979 bin dolarlık ihracat, 695 milyon 406 bin dolarlık da ithalat yaptı.

Türkiye'nin İsrail'e ihraç ettiği başlıca ürünler arasında. demir-çelik, otomotiv ve yan sanayi, petrol ve petrol ürünleri, elektrikli makina ve cihazlar, dokumacılık ürünleri, kimyasallar, hazırgiyim, metal eşya bulunuyor.

Türkiye, İsrail'den ise kimyasallar, petrol ve petrol ürünleri, maden cevherleri ve döküntüleri, elektriksiz makinalar, dokumacılık ürünleri ve kağıt-karton ve kağıt, karton esaslı mamuller ile metal eşya ithal ediyor.

İsrail ile karşılaştırıldığında Türkiye'de nispeten ucuz işgücü olması ve gerek AB gerekse BDT ülkelerine coğrafi yakınlığı nedeniyle Türkiye'de başta tekstil olmak üzere ortak yatırımlar, sınai alanda önemli işbirliği fırsatları sunuyor.

Türk müteahhitlik firmalarının İsrail'de bugüne kadar üstlendikleri projelerin toplam değeri yaklaşık 583 milyon dolar seviyesinde bulunuyor.

-İKİ ÜLKE ARASINDAKİ ANLAŞMA VE PROTOKOLLER-

Türkiye ve İsrail arasında 14 Mart 1996 tarihinde Serbest Ticaret Alanı Anlaşması imzalanırken, Ticari, Ekonomik, Sınai, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşması, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, Gümrük İdarelerinin Karşılıklı Yardımlaşmasına İlişkin Anlaşma, Türkiye–İsrail Karma Ekonomik Komisyon Dönem Mutabakat Zabıtları, imzalanan anlaşmalar arasında bulunuyor.

Bu arada, İsrail'e ihraç edilecek gıda ürünlerinde Museviliğe uygunluğu belgeleyen koşer sertifikası aranırken, söz konusu sertifikaların temininde karşılaşılan sorunlar zaman zaman İsrail'e yönelik ihracatı olumsuz etkiliyor.

Türkiye'den İsrail'e yapılan ihracatta ağırlıklı olarak deniz yolu kullanılırken, özellikle soğuk havalı konteynerlerin temin edilmesinde karşılaşılan güçlükler nedeniyle, bu ülkeye yönelik bozulabilir ürün ihracatı arzu edilen düzeye ulaşamıyor.

İSRAİL SALDIRACAKTI, SALDIRDI
Sabah Gazetesi Yazarı Hasan Bülent Kahraman:


"Türkiye'nin İsrail ile ilişkiler çok iyiydi. Davos zirvesinden sonra bozulma trendine girdi. İsrail bu yardım gemisinin Gazze'ye girmesine izin vermeyecekti. İnsani yardım gemisine izin verse kendi koyduğu ambargo delinecekti ve bunun sonu gelmeyecekti. Zaten geminin girmesine izin vermeyeceğini ve gerekirse saldıracağını duyurmuştu. Önemli konu İsrail bu açıklamayı yaparken Türkiye tarafından herhangi bir diplomatik girişimin olup olmadığı. İsrail başka türlü davranamazdı. Vuracağım dedikten sonra vurmaması beklenemezdi.

İsrail ile ilişkilerin bu noktaya gelmesi büyük şanssızlık. İsrail lobileriyle tüm dünyada çok etkili bir ülke. Birleşmiş Milletler'den bir şey yapması çok beklenemez. Aramızda büyük ticari ilişkiler var. Türkiye önemli bir silah alıcısı. Türkiye silah alımlarını durduracak bir hamle yapmazsa İsrail Türkiye devletiyle ilişkilerini bozmak istemez.

HER DEVLET HER DEVLETİN DÜŞMANIDIR HEM DE DOSTUDUR

İskenderun'daki saldırılarla İsrail'in bir bağlantısı var mı bilemeyiz ama şunu unutmamak lazım; her devlet her devletin dostudur, aynı zamanda düşmanıdır. PKK bölgedeki halkların Türkiye'ye karşı rahatlıkla kullanabileceği bir taştır. İsrail gibi daima militarizmden beslenen bir ülkenin PKK gibi bir kaynağı kullanmış olması şaşırtmaz. Bundan sonra PKK saldırılarının artıp artmayacağını iyi gözlemlemek gerek."

İSRAİL HÜKÜMETİNDE USAME BİN LADİN'DEN DAHA RADİKAL BAKANLAR VAR
USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Başkanı Sedat Laçiner:

"İsrail ile ilişkiler 2006'da Lübnan olaylarında gerilmeye başladı. Davos kriziyle zirve yaptı. İsrail tarihinin en sert en sağcı hükümetine sahip. Hükümette Usame Bin Ladin'i aratmayacak radikallikte bakanlar var. İsrail hükümetinde Türkiye hükümetine karşı ayrı bir nefret var. Türkiye büyükelçisini düşük koltuğa oturtmak bu nefretin en önemli göstergesiydi.

İsrail gemiye bilinçli olarak saldırdı. Bundan sonra önemli olan uluslararası kamuoyunun nasıl tepki vereceği. Ama maalesef Yahudi lobisi dünyanın her tarafında oldukça etkin.

Türkiye'nin bundan sonra önünde bir kaç seçenek var. Elçiliğini kapatabilir, diplomatik ilişkilerini kesebilir, İsrail'i uluslararası kuruluşlara şikayet edebilir (İsrail uluslararası karasularını ihlal etti ve bir yerde haydutluk yaptı. Somalili korsanlara yapılan onlara da yapılmalı), ticari ilişkilerini kesebilir. Ama bu henüz bir savaş nedeni değil.

Türkiye İsrail'in en önemli ticari partnerlerinden biri. Aramızda milyarlarca dolarlık silah anlaşması var. İsrail kedine ciddi zarar veren bir işe girişti. Ticari partner olarak Türkiye'yi kaybetmek istemeyecektir ama İsrail'de bu hükümet olduğu sürece ilişkiler iflah olmaz.

PKK MİLİTANLARINI MOSSAD EĞİTİYOR İDDİASI

Dün gece İskenderun'da yapılan saldırıyla, İsrail'in yardım gemisine saldırmasının bağlantısı var mı bilemeyiz ama Akdeniz'de biri PKK biri İsrail tarafından yapılan iki saldırının bir kaç saat aralıklarla gerçekleşmiş olması dikkat çekici. Bir kaç yıl önce PKK'lılara Kandil'de canlı bomba eğitiminin İsrail gizli servisi Mossad tarafından verildiği bilgisi Türk istihbarat servislerince doğrulanmıştı."

Yaralılar Bile Kelepçeliydi

Gazze'ye insani yardım götüren gemilere yapılan operasyonun ardından, helikopterlerle Tel Aviv'e getirilen yaralılar, İsrailli askerler tarafından ambulanslara taşındı.

*FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

İsrail yardım gemilerine düzenlediği saldırıda yaralanan 10 kadar eylemcinin, Petah Tikva kentine götürüldüğü bildirildi. Yaralıların burada Rabin Sağlık Merkezi tedavi altına alınacağı kaydedildi.

Yaralıların sevkiyat sırasında ellerinde plastik kelepçeler olduğu görüldü. 


Mynet Anketi ise, halkın çoğunluğunun İsrail ile bir savaş yapılmasını istediğini ortaya çıkarıyor. İşte anket haberi, 

İsrail'in Gazze'ye insani yardım taşıyan gemilere düzenlediği kanlı operasyon başta Türkiye olmak üzere bir çok ülkede tepkiyle karşılandı. Politika kulislerinde İsrail'in yaptığı bu orantısız operasyonun karşılıksız kalmayacağı ve muhakkak bir yaptırım uygulanacağı konuşulurken Mynet Haber Servisi olarak düzenlediğimiz Türkiye İsrail'e karşı nasıl tavır almalı? anketiyle halkın nabzını tuttuk.
'İsrail ile savaşalım', 'tüm ticari ilişkiler sona erdirelim' ve 'diplomatik yollardan baskı yaratalım' şıklarından oluşan ankette 90 bine yakın okuyucu oy kullandı. Anketin sonuçları ise İsrail'e yönelik  öfkeyi gözler önüne serdi. "Diplomatik yollardan baskı yaratalım" şıkkına oy verenler yüzde 1'i bile bulmazken, oylarını "İsrail'le savaşalım" yönünde kullananlar ise yüzde 79'u buldu. "Ticari ilişkileri bitirelim" şıkkı ise yüzde 21 oy aldı.

--
İlan Grubu
http://groups.google.com.tr/group/ilangrubu/subscribe?hl=tr

13 Temmuz 2009

Nabucco projesi nedir? Ne değildir?

Haber resmi

Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattıyla Hazar’daki enerji kaynaklarının batıya sevkedilmesinde bir enerji koridoru olarak görev yapabileceğini gösteren Türkiye’nin, AB açısından mevcut en hayati projesi, Hazar ve Ortadoğu doğalgazını Avrupa’ya sevkedecek Nabucco.

11 milyar dolarlık, yıllık 31 milyar metreküp kapasiteye sahip proje AB’nin, doğalgazda kaynak çeşitliliğini ve enerji güvenliğini artırmak için en ciddi alternatifi ve “doğu-batı enerji koridoru”nun en önemli ayağı. Hazar ve Ortadoğu doğalgazının Türkiye üzerinden geçerek, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’ya ulaşması hedefleniyor.

Projenin hayata geçmesiyle Türkiye bir yandan AB için en önemli transit ülkelerden biri haline gelecek, bir yandan da yüzde 60’ı aşan Rus doğalgazına bağımlığına karşı ciddi bir alternatif oluşturacak.

NTV'nin haberine göre; Nabucco konsorsiyumunda BOTAŞ’ın yanı sıra Macaristan’dan MOL, Romanya’dan Transgaz, Bulgaristan’dan Bulgargaz, Avusturya’dan OMV ve Almanya’dan RWE enerji şirketleri yer alıyor. Avrupa

açısından Nabucco, enerji güvenliğinin artırılması için en iyi seçenek. Zira, birden fazla ülkeden (muhtemelen 3 ila 5) Nabucco’ya doğalgaz pompalanması öngörülüyor. Böylece tek başına hiçbir ülke Nabucco’yu kontrol edemeyecek.

RUSYA'YA BAĞIMLILIĞI BİR SÜRE ÖNLEYECEK

Nabucco tek başına, AB’yi Rus doğalgazına bağımlılıktan kurtaracak bir proje değil. Ancak başta İngiltere ve Hollanda olmak üzere Avrupa’daki doğalgaz üretiminin hızla azalması ve tüketimin artmasıyla her geçen yıl dışa daha bağımlı hale gelen AB’nin, Rusya’ya olan bağımlılığını bir süre için önleyecek bir proje.

AB’de doğalgaz tüketiminin 2030'a kadar yıllık ortalama yüzde 1.8 artması ve doğalgazın toplam enerji kaynakları içindeki payının yüzde 23'ten yüzde 32'ye yükselmesi bekleniyor. Birliğin üretimi ise 2010 yılında 225 milyar metreküpe, 2030 yılındaysa 147 milyar metreküpe gerileyecek. Bu tahminler ışığında, AB’nin doğalgazda yüzde 50 olan dışa bağımlılığı, 2030'a gelindiğinde yüzde 80'e çıkabilir. Bugün itibarı ile en fazla doğalgaz ithalatını, sırasıyla Rusya, Norveç ve Cezayir’den gerçekleştiren Avrupa Birliği'nin artacak talebini de yine Rusya, Afrika, Ortadoğu ve Hazar/Orta Asya kaynaklarından karşılanması planlanıyor.

İLK KEZ BOTAŞ GÜNDEME GETİRDİ

İlk kez Şubat 2002’de BOTAŞ tarafından gündeme getirilen proje çerçevesinde, hattın ilk aşamasının inşasının 2009, ikinci aşamasınınsa 2017’de başlatılması, ilk aşamanın 2012’de faaliyete geçmesi hedefleniyordu. Ortak Girişim Anlaşması'nın 28 Haziran 2005 tarihinde Proje Katılımcısı Şirketler tarafından imzalanmasının ardından 2005 yılı sonunda Nabucco Uluslararası Şirketi kuruldu. Ortakların eşit katılımıyla kurulan Nabucco Uluslararası Şirketi bu yıl çalışmalarını hızlandırıldı. Ayrıca güzergah ülkelerinde inşaat işlerini gerçekleştirip işletmeden sorumlu olacak Nabucco Milli Şirketleri kuruldu.

26 Haziran 2006 tarihinde Viyana'da imzalanan Bakanlar Beyanatı ile Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi'ne ülkelerin desteği ilk olarak güçlü bir şekilde dile getirildi.

5 Şubat 2008 tarihinde ise RWE firması Nabucco Şirketi'nin 6. ortağı oldu. İlk etapta boru hattının tam kapasite çalışması değil, yılda 8 milyar metreküp doğalgazı Avrupa’ya sevketmesi hedefleniyor.

Ancak projeyle ilgili belirsizlikler, hattın inşasının başlangıcını 2011’e, ilk aşamasının faaliyete geçmesini de 2014’e sarkıtmış durumda. Özellikle tedarikçi ülkelere ilişkin belirsizlikler, bu tarihin daha da ileriye atılabileceğine işaret ediyor.

EN BÜYÜK SORUNU: HATTI DOLDURACAK DOĞALGAZ YOK
Nabucco projesiyle ilgili en önemli sorun, hattı dolduracak yeterli doğalgazın henüz bulunmamış olması. Nabucco hattına ilk doğalgaz verecek ülke Azerbaycan. Bu nedenle Şah Deniz projesinin ikinci aşamasının tamamlanmasının beklenecek. Ancak Azerbaycan’daki kaynaklardan alınacak doğalgaz yeterli değil.

Azerbaycan'ın, yıllık ürettiği toplam 14.7 milyar metreküp doğalgaz, Nabucco boru hattının yarısını dahi dolduramıyor. Kaldı ki doğalgazın bir bölümünü iç pazarda tüketiyor, bir bölümünü de Rusya’ya satıyor. Bu nedenle Türkmenistan ve Irak doğalgazının da Nabucco ile Avrupa pazarına sevkedilmesi öngörülüyor. Sadece Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattının kapasitesi 16 milyar metreküp ve Gürcistan, doğalgaz miktarının yüzde 5’ini alma hakkına sahip. Bu nedenle mevcut koşullarda Nabucco’nun ancak yarı kapasitesine sahip olan Bakü-Tiflis-Erzurum hattının da, proje hayata geçirileceği zaman artırılması gerekiyor.

RUSYA VE İRAN'IN KATILMASINA ABD ENGELİ
Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip iki ülkesi Rusya ve İran da coğrafi konumları itibarı ile projeye katılabilir. Ancak Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılması istendiğinden ve İran ile nükleer programı nedeniyle yaşanan sorunlardan dolayı, bu iki ülkenin katılımına, başta ABD’nin baskısıyla AB ülkeleri de sıcak bakmıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Matt Bryza, “biz ABD olarak AB’nin Hazar doğalgazıyla enerji kaynaklarını çeştilendirmesi için Nabucco projesini destekliyoruz, İran gazıyla çeşitlendirmesi için değil” sözleriyle Washington’un tututmunu net olarak ortaya koymuştu. Ancak, tedarik sıkıntısının aşılmasında Türkiye, Rusya’nın ardından dünyanın ikinci büyük doğalgaz rezervlerine sahip İran’ı kilit ülke görüyor. Ancak bu konudaki nihai gelişme ve kararın, ABD-İran ilişkilerine bağlı olarak şekilleneceği aşikar.

IRAK: 'ÖNCELİKLİ OLAN KENDİ TÜKETİMİM'
Bir diğer tedarikçi olması beklenen Irak doğalgazıyla ilgili belirsizlikler de hala çok fazla. Nitekim Bağdat yönetimi, mevcut durumda iç tüketimin karşılanmasının öncelikli olduğunu ve bu aşamada Nabucco’ya verecek doğalgaza sahip olmadıklarını açıklamış, ancak ileride doğalgaz üretiminin artması halinde bunun mümkün olabileceğini bildirmiştir.

Bu aşamada Türkmen doğalgazının Hazar denizinin altından geçirilmesi öngörülen Trans-Hazar hattı üzerinden alınabilmesi Nabucco için neredeyse bir önkoşul. Orta Asya’nın en önemli doğalgaz üreticisi Türkmenistan, Nabucco boru hattına doğalgaz vermek için istekli. Ancak Rusya ve İran, böyle bir projenin Hazar Denizi’nin ekolojik dengesini bozabilecek bir çevre riski taşıdığını ve yapımı için kıyısı olan tüm ülkelerin onay vermesi gerektiğini savunarak, kendilerini devredışı bırakacak bu gelişmeyi engelliyor. Trans-Hazar ve Nabucco birbirini tamamlayan iki proje ve bu projelerin birinden vazgeçilmesi, diğerinin de hayata geçirilip geçirilmemesinde etkili olacak.

Nabucco’ya katılması öngörülen bir diğer ülke ise Mısır. “Ana” değil “tali” tedarikçi olması planlanan Mısır’dan başlayan boru hattının, Suriye’ye kadar olan kısmının inşası tamamlandı.

RUSYA'YA GÖRE NABUCCO SANAL BİR PROJE
Rusya, “sanal” olarak değerlendirdiği ve ekonomik açıdan uygun olmadığını iddia ettiği Nabucco projesinin hayata geçirilmemesi için girişimlerini yoğunlaştırdı. Rusya, 2007 ve 2008’de Kazakistan ve Türkmenistan ile, 2009’da ise Azerbaycan’la, daha fazla doğalgaz almak için anlaşmalar imzaladı.

Bu anlaşmalara ek olarak yine 2007’de Güney Akım projesi için İtalya ile birlikte anlaşma imzalayarak harekete geçmesi Nabucco projesini daha da zora soktu. Macaristan enerji şirketi MOL’u 2006 yılında almak için teklif yapan Moskova, bu gerçekleşmeyince, Mart 2007’de Güney Akım projesine dahil olması için Macaristan başbakanı Ferenc Gyurcsany ile anlaşmaya vardı.

NABUCCO'NUN EN ÖNEMLİ ALTERNATİFİ: GÜNEY AKIM
Rusya, Güney Akım projesine dahil olmaları için 18 Ocak 2008’de Bulgaristan’la anlaştı, birkaç gün sonra da Sırp petrol ve doğalgaz firması NIS’ın yüzde 51 hissesini alarak bu ülkeyi de Güney Akım projesine dahil etti. AB’nin ortak bir enerji politikası izlememesi de Rusya’nın işini oldukça kolaylaştırıyor. Yıllık 30 milyar dolarlık kapasiteye sahip olan Güney Akım, Nabucco projesinin en önemli rakibi/alternatifi olarak görülüyor.

İtalyan ENI şirketi, Rus Gazprom ile birlikte Güney Akım’ı gerçekleştirecek. Nabucco projesinden sonra ortaya atılsa dahi, bugün Güney Akım daha avatajlı konumda. Güney Akım’la ilgili birçok anlaşma sonladırıldı, ancak Nabucco ile ilgili nihai anlaşmaya henüz imza atılmadı. Hangi ülkelerin Nabucco’ya hangi miktarda doğalgaz sağlayacağı, projenin nasıl finanse edileceği ve hangi ülkenin hangi miktarda hattan doğalgaz alacağı dahi henüz kesinlik kazanmadı. Buna karşılık, AB ülkeleri Almanya, Fransa, İtalya, Bulgaristan ve Macaristan’ın yanısıra Sırbistan da Güney Akım’dan gaz alabilmek için Gazprom’la anlaşmalar imzaladı. Birçoğu bizzat Rus devlet Başkanlarının ziyaretlerinde imzalanan bu anlaşmalarla ilgili Vladimir Putin Şubat 2008’de “Ortaklarımız çok basit bir şey yapmalı. Hesap makinesini alıp, hangi projenin daha karlı olduğunu görmeli” sözüyle Nabucco’ya karşı ülkesinin sunduğu avantajları dile getirmiştir.

PUTIN: BORU HATTI İNŞA ETMEK İSTİYORSANIZ, DEVAM EDİN
Nabucco projesini dolduracak doğalgazın bulunmasının mümkün olmadığını iddia eden Putin, “eğer birileri toprağı kazıp boru hattı inşa etmek istiyorsa devam etsinler, bizim için sorun değil” sözleriyle, alaycı şekilde projenin geleceği olmadığını ima etmişti.

Rusya, başarılı bir stratejiyle, başlıca AB ülkeleriyle enerji alanında ayrı ayrı ortaklıklar ve işbirliğine giderek üye ülkelerin ortak bir politika izlemesinin önüne geçiyor. Birbirine rakip iki büyük boru hattı projesinden Güney Akım, Rusya’nın AB’ye kıyasla çok daha hızlı ve kararlı hareket ederek somut adımlar atması neticesinde, Nabucco karşısında avantajlı konuma geçmiştir.

29 Haziran 2009

Türkiye'nin 10 harikası


Kapadokya: Başka bir gezegen gibi

Persçe’de Güzel Atlar Ülkesi demek olan Kapadokya Joost Lagendijk için bu dünyaya ait değil. Adeta fantastik bir heykeltıraşın elinden çıkmış bir hayal dünyası. Arhan Kayar ise hem tarih hem de coğrafi bakımdan enteresan buluyor. Ara Güler "Kapadokya öyle bir yer ki kendini dünyadan başka bir yerde hissediyorsun.

Aydaymışsın ya da günün geç saatlerinde ruhlar dolaşıyor gibi etrafında. Kendinizi orada yalnız hissetmezsiniz. Sanki o ruhlar peribacalarının içindeki kiliselere çağırır. Gizemli bir gezegendir" diyor. Volkanik faaliyetler ve erozyon sonucunda oluşan peribacaları ilk Hıristiyanların sığınağı oldu. İşlenmesi çok kolay olan kayaların içine kazılan mağara kiliselerde birbirinden güzel fresklere rastlıyorsunuz.





Ayasofya: Kubbesi 900 yıl taklit edilemedi

Dünyanın 8. harikası olduğu söylenen 532’de inşa edilen Bizans İmparatorluğu’nun İstanbul’daki şaheseri günümüze gelen ender eserlerden. Dış görünüşünün aksine içi saray gibi görkemli ve göz alıcı. Bizans döneminde çok büyük onarımlar gören iki kez yeniden yapılan Ayasofya’yı 16. yüzyılda Mimar Sinan ile 19. yüzyılda Fossati Kardeşler restore etti.

916 yıl başkilise 477 yıl cami olan Ayasofya Atatürk’ün emriyle müze yapıldı. 1930-1935 arasında ortaya çıkarılıp temizlenen mozaikler de Bizans ve Osmanlı döneminin izlerini taşıyan muhteşem mimarisiyle en çok ziyaret edilen müzelerimizin başında geliyor.



Hasankeyf: Bilim ve kültür merkezi

Bir zamanlar bölgenin bilim ve kültür merkezi olan Batman-Hasankeyf sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştı. 2006 yazında temeli atılan Ilısu Barajı sularının altında kalma tehlikesi altında. Sadece tarihi kale ve 7 bin mağara sular altında kalmayacak.

Yerleşim bölgesi ve Hasankeyf’in simgesi haline gelen Dicle Nehri üzerindeki 12. yüzyıldan kalma Ortaçağ’ın en büyük taş köprüsünün Raman Dağı eteğine taşınması planlanıyor. Bugün bile bazıları mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağara insanların çok eski çağlarda yerleştiklerini gösteriyor.





Nemrut Dağı: En muhteşem gün doğumu

Adıyaman’ın Kahta ilçe sınırları içindeki Nemrut Dağı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra dünyanın en muhteşem gün doğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer. UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası olarak ilan ettiği Nemrut Dağı Kommagene Uygarlığı eserleriyle Türkiye’nin en önemli milli parklarından. Dev heykeller ve tümülüs Arsameia (Eski Kale) Yeni Kale Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor. Helenistik dünyadan günümüze ulaşan en önemli ve zengin anıtlardan.




Divriği Ulu Cami: Mukaddes Emanetler gibi saklanmalı

UNESCO’nun 1985’te Dünya Mimari Mirası’na dahil ettiği Sivas-Divriği Ulu Cami 1228’de Mengücekoğulları hükümdarı Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından yaptırıldı. Başmimarı Ahlatlı Hürremşah. Bitişiğindeki Darüşşifa (hastane) ise Ahmet Şah’ın eşi ve Behram Şah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından yaptırıldı. Hastanede ruh hastalıkları müzik ve su sesiyle tedavi edilirdi. 16 sütunlu cami 23 tonoz ve iki kubbe ile örtülü.

Mihrabın biçim ve bezemelerinin Anadolu’da başka örneği yok. Türkiye’nin restorasyon duayeni Doğan Kuban Ulu Cami’ye 40 yılını vermiş. "Eşi yok. Heykel gözüyle bakmak lazım. Müzeye kaldırılması gerekiyor ama sığmaz. Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler gibi saklanmalı."





Pokut Yaylası: Doğu Karadeniz yaylalarının en güzeli

Jüri üyemiz Nergis Yazgan’ın önerilerinin başında Pokut Yaylası vardı. Yazgan için Pokut Doğu Karadeniz yaylalarının en güzeli ve bozulmamışlarından. "Bitki örtüsü çok çeşitli. Yürüme yolu da var.

Tipik yayla hayatını barındırıyor. Yayla evleri ananevi haliyle kalmış ve Çamlıhemşinliler hálá kullanıyor. Asfalt yol yapılmamalı. Çünkü Ayder bu yüzden betonlaştı bozuldu" diyor. Pokut sırtının güney yamacına kurulmuş yayla evleri zaman zaman Meğo ve Ayder Vadisi’ne biriken yer dumanı sayesinde bulutların üzerine dizilmiş inci tanelerini andırıyor.





Ağırnas Mimar Sinan Evi: Doğduğu evden ilham aldı

Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Melikgazi İlçesi’ne bağlı Ağırnas Beldesi’nde doğdu. Doğduğu ev Ağırnas Belediyesi ile ÇEKÜL Vakfı’nın işbirliğiyle restore edildi 9 Nisan 2007’de ziyarete açıldı. İki katlı evin altında yedi kat aşağıya inen yeraltı şehri bulunuyor. Evin orta katı 1939 üst katıysa 1951’de tamamlanmış bu görünenin altındaysa Roma Bizans Selçuklu Osmanlı dönemlerinin izleri birbirini izlemekte.

Faruk Göksu "Ermeni klasik mimari eseri olan Ağırnas yerleşiminde müthiş taş kemerler var. Sinan’ın bu kemer ve taş iş işçiliğinin içinde büyümesinin mimarlığında çok etkili olduğu söylenir. ÇEKÜL Vakfı restore etmeseydi bu şaheser ortaya çıkmayacaktı" diyor.





Aspendos Antik Tiyatrosu: Akustiği hâlâ bir sır

Aspendos Antalya-Serik’in 8 kilometre doğusunda M.Ö. 10. yüzyılda Akalar tarafından kurulan bir Antik Çağ kenti. Önemli bir ticaret yolu üzerinde olduğu ve Köprüçay Irmağı ile limana bağlandığı için her çağda ele geçirilmek istenen bir kent. Buradaki açık hava tiyatrosu.

Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında Mimar Zeno tarafından 2. yüzyılda yapılmış. 17 bin kişilik tiyatronun mimari özelliğiyle sağladığı mükemmel akustik hálá bir sır. 13. yüzyılda Selçuklular burayı kervansaray olarak kullanmış ve bir kemerle kuzey tarafını sağlamlaştırmışlar.





Çanakkale ve İstanbul Boğazları: Bir milyon yıl önce de önemliydiler

Özcan Yüksek "Boğazlar stratejik ve güzeldir ama dünyada arka arkaya iki boğazın örneği yok" diyor. Asya ile Avrupa kıtası boğazlarda birleşir iki iç deniz; Karadeniz ve Akdeniz boğazlarla birbirine bağlanır. Tarih boyunca Afrika ve Asya’dan gelenlerin Avrupa’ya geçme yolları olur.





Çanakkale ve İstanbul Boğazları: Bir milyon yıl önce de önemliydiler

İstanbul Boğazı’nın uzunluğu 30 kilometre. En geniş bölümü Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında (3600 metre); en dar yeri Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında (760 metre.) En derin yeri Bebek’le Kandilli arasında (120 metre.) Birinci Dünya Savaşı’nda büyük bir savaşın mekanı olarak da tarihe geçen Çanakkale Boğazı’nın ise en derin noktası 167 metre.





Süleymaniye Cami: Mimar Sinan’ın yedi yılda yaptığı şaheser

İstanbul’un en görkemli camiini Mimar Sinan’a Kanuni Süleyman ısmarladı. 1550-1557 arasında tamamlandı. Avluyu çevreleyen büyük komplekse okullar kütüphane hamam aşevi kervansaray hastane ve dükkánlar yaptı. Süleymaniye’nin dış güzelliğini en iyi biçimde görmek için uzaktan Haliç’in Galata kesiminden bakmak gerekiyor. Dört minaresi olan caminin esas mekánını büyük bir kubbe örtüyor. İçerideki en göz alıcı yer mihrap duvarındaki renkli motiflerle süslü vitraylar. Arka avlusunda Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın türbeleri bulunuyor. Bir uçtaki mütevazı mezar ise Mimar Sinan’a ait.



Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali