başörtüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başörtüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2010

Belden sıkma pardösüler, avuç içi eşarplar..

Kasım Tiryaki
28 şubat dışardan, para pul içeriden vurdu.
Bazen seksenli, doksanlı yılları özlüyorum. Lise ve üniversiteye talim ettiğim zamana tekabül eden yılları yani.
O yılları ama o yıllarda, hala uçup gitmemiş gençliğimi değil..
Saçma sapan lise müfredatını veya bir sömestrde kapısını ancak dört, beş kere açtığım kampusları da..   
O günün heyecanlı, azimli ve takva sahibi insanları tütüyor burnumda.
Ha bre okuyan gençleri, dolu dolu sohbetleri, tarih dolu, bilgi dolu konferans ve seminerleri özlüyorum..
Şiir gecelerini.
Kimsenin, dini kendi saçma sapan yaşayışıyla tevil etmeye kalkışmadığı zamanları..
'Şekilci olmayın!' diye diye Müslüman'ın kızını, erkeğini halden hale sokan şekilsizlerin, bu günün 'ucubelerini' hazırlayan melanetlerin türemediği çağları..
O yıllarda 'hayat iman ve cihattı' yalnızca.
Sade ve etkileyiciydi.
ABD adına, tüm emperyalistler adına 'Mardin Fetvasını' gürültüye getirmek için komisyonlar kurulmamıştı daha.
Alengirli ve akçeli işler daha patlamamıştı.
'Bir ideal sahibi olmak' kifayet ediyordu.
Onun için solcu, faşist fark etmez; bir tek 'davası olan' muteberdi insanların gözünde.
Herkes, mücadelesini verdiği fikrin 'yaftasını' taşımaktan gurur duyardı.
Yalnızca 'eyyamcılardı' insandan sayılmayanlar. 
İnkâr furyası hâlâ başlamamıştı.
Her gün yeni bir saza şarkı olmak yoktu.
'Hem öyleyim, hem böyle' sezonu daha açılmamıştı.
Yamukluk, 'her ortama ayak uydurma' övünülecek bir şey değildi.
..
Artık dünyaperestliğin muteber olduğu günlerdeyiz..
'Her yol uyar' aforizmasının dillere pelesenk olduğu zamanlarda..

'Hayat para ve makamdır'
Yeni trendin Müslüman camiayı getirdiği son noktaydı bu.
Ne mücahitlik kaldı, ne adam gibi sakal, ne eşarp, ne pardösü.
Hele 'bıyık bırakmak' İslami camia içinde kerih bir şey gibi algılanır oldu.
Mücahit, Enes, Şeyma, Esma, Talha gibi Ashap-ı hatırlatan, İslami kökleri işaret eden isimler yerlerini daha modernlere bıraktı.
Daha açık gözler, bu 'ağır' isimlerin ya başına ya sonuna modern/uyduruk isimler eklediler.
Böylece yeni trent, 28 Şubat ürküsünü de arkasına alıp, mücahitliğin mahiyeti kadar, onu çağrıştıran isimleri, sembolleri de büyük ölçüde sildi.  
Belden sıkma pardösüler, avuç içi eşarplar..
Kadınların hali pür melâli de aynı oldu.
Nerede o seksenli yıllarda ki çarşaf gibi başörtüler!
Nerede o, giyildiği zaman insanı içinde kaybeden pardösüler!
Artık sohbetten sohbete, kitaptan kitaba koşturan şuurlu kızların yerini, vizyon filmleri ve moda da son trendi kovalayan 'avareler' aldı.
Yeni moda tesettür de bu yeni jenerasyonun omuzlarında yükseldi.
Bu trent ilkti.
Bin dört yüz yıldır ilk: Ne yapsan, ne etsen tesettürlü sayılıyordun.
Tesettür, tesettür olalı böyle bir acayiplik görmemişti ya..
Artık kızlar başlarını bağlıyor ama makyajsız çıkmıyorlardı.
Eşarpları vardı ama avuç içi kadarlardı.
Başörtüsünü, pardösünün ön ve arkasından sarkıtmak arkaik bulunuyordu.
Kaldı ki, öyle bir şey isteseler de mevcut eşarplarla mümkün değildi.
Dünün mağduru, mücahit müteahhitlerin çocukları, artık ulu orta yerlerde mücahide sevgilileri ile kol kola gezip tozuyorlardı.
Artık onların da kendi içlerinde gericileri, ilericileri vardı.
Kadınla tokalaşmayana dudak bükülüyordu.
Ortama ayak uyduramayıp kızlı erkekli gezilerde, eğlencelerde görünmek istemeyenler dışlanıyordu.
Bazıları, bazılarına giyiminden, tavır ve hareketlerinden dolayı yobaz muamelesi çekiyordu.
Bir yaman çelişki yaşanıyordu ki hafazanallah.
'Hayat iman ve cihattır', 'mülk Allah'ındır' çıkmalarını hiç bir araba, dükkan veya evde rastlamak imkansızdı artık.
İman ve cihat kesmez olmuştu mustazafları.
Para onları, tek kelimeyle, bozmuştu.
Dünün, mağdur ama mağrur kesiminin üzerinde odaklandığı iki nokta kalmıştı.
Bir; 'Müslüman iyi giyinmeli' mottosu.
İki; 'Müslüman'a zengin olmayı yasaklayan bir ayet yok' aforizması.
Kendini, giyinmeye ve para biriktirmeye fetva devşirmek için paralayan yepyeni bir kitle var artık.
kasimtiryaki@timeturk.com

18 Mayıs 2010

"Binmeden önce başörtünü çıkar"

"Binmeden önce başörtünü çıkar"

Genç Siviller, çalışanların başörtülü eşlerinin sosyal tesislere girmesini yasaklayan Renault'u tiyatro ile protesto etti. Renault'un Bursa'daki kaporta-montaj ve mekanik şasi fabrikasının önünde gerçekleştirilen eylemde, şirketin başörtülülere otomobil satmaması istendi.

Renault fabrikası önüne getirdikleri bir otomobil üzerinde kullanma kılavuzunu deneyen Genç Siviller, yaptıkları açıklamayla da yasağa tepki gösterdi. Renault'un matruşkaya benzetildiği tiyatro oyununda hazırlanan kullanma kılavuzu şöyle izah edildi: "Yasakçı zihniyetin içinden Oyak, Oyak'ın içinden Renault diye birbirinin içinden çıkıp 'CE' 'EEEE' yapan matruşkalar, başörtüsü ayrımcılığını yayıldıkları her alanda hissettiriyorlar. Reklamın iyisi kötüsü olmaz bilirsiniz. Yoksa bu başı açık-başı kapalı muhabbeti piyasaya yeni çıkacak olan üstü açık spor arabanın reklamı mı? Yok değilse Oyak Renault'un daha samimi davranıp, ürettiği araçların kullanım talimatına kılık kıyafet prosedörü eklemesini, satış bayilerine, 'Ailesinde başörtülü olana araba satmayınız' talimatı vermesini bekliyoruz. Hadi iyisiniz, kullanma kılavuzunu biz hazırladık."
Genç Siviller adına açıklama yapan Murat Fırat, amaçlarının toplumun dikkatini yasakçı zihniyete geçmek olduğunu söyledi. Genç Siviller sözcüsü Fırat şöyle konuştu: "Renault'un yaptığı bu yasaklayıcı zihniyeti kınıyoruz. Onların 'adreslerinin değiştiğini, alıştığımız hizmetin hala değişmediğini' hala başörtülü arkadaşlara bu yasakları uyguladıklarını görmekteyiz. Bunu da ancak bu kadar mizahi bir eylemle anlatabileceğimizi düşündük. Onların bu saçma düşüncelerini ciddiye almıyoruz. Biz arkadaşlarımızın her şekilde, başörtüsüyle de, başörtüsü olmadan da, rahatlıkla Renault arabalarına ve fabrikalarına rahatlıkla girebilmelerini istiyoruz."
Renault'un Bursa'daki kaporta-montaj ve mekanik şasi fabrikasının yerleşkesinde bulunan tüketim kooperatifine çalışanların başörtülü eşlerinin girmesi mart ayı başında yasaklanmıştı. Oyak-Renault'daki başörtüsü yasağı 27 Şubat'ta bir çalışanın, eşi, annesi ve babasıyla kooperatife alışverişe gitmek istemesiyle başladı. Kapıdaki görevliler çalışan işçi ile başı açık eşini içeri aldı. Başörtülü annesi ile babasının girmesine izin vermedi. Yaşlı çifti yağmur altında bekçi kulübesinin önünde bekleten görevliler, talimatın yönetimden geldiğini bildirdi. Yasağa gerekçe gösteremeyen Oyak Renault yönetimi, adres olarak 'tüzel kişilik' dediği kooperatifi adres göstermişti. Kooperatif yetkilileri ise yasağın sebebinin 'tadilat' olduğunu ileri sürmüştü. Aralık 2008'de krizi bahane edip 150 kişinin işine son veren fabrikanın namaz kılan çalışanlara baskı yaptığı iddia edilmişti. Kaporta-montaj ve mekanik şasi fabrikasının yüzde 51'i Oyak'a, yüzde 49'u ise Renault SA'ya ait.
Oyak-Renault'da yaşanan insan hakları ihlalinin 17 Mart'ta Zaman'da 'Başörtülülerin Renault'nun kooperatifine bile girmesi yasak' başlığıyla yayınlanmasının ardından sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar olaya tepki göstermişti. Mazlumder ise Renault'u devlet erkânına ve şirketin Fransa'daki merkezine şikâyet etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'e konuyla ilgili birer mektup gönderen Mazlumder, Renault'un Türkiye'deki genel müdürlüğü ve Fransa'daki merkezine konuyla ilgili dilekçe göndererek insan haklarına aykırı söz konusu durumu sormuştu.
GENÇ SİVİLLERİN RENAULT KULLANMA KILAVUZU
Genç Siviller tarafından hazırlanan Renault'u kullanma kılavuzu:
"Aracın anahtarını kapıya sokunuz.
Kapısını açınız.
Şoför mahalline oturunuz.
Emniyet kemerini takınız.
Dikiz aynasından kendinizi dikizleyiniz ve kılık kıyafetinizi iyice süzünüz.
Başörtünüzü çıkartınız (Kadınlar için).
Debriyaja basınız,
Anahtarı kontak deliğine sokunuz ve çeviriniz.
Bu sırada gaza basınız.
Eğer arabanız çalışmıyorsa üzerinizde eşarp, fular gibi başörtüsü benzeri bir aksesuar kalmış olabilir. Onları çıkarıp tekrar deneyiniz.
Eğer arabanız çalışmayı ısrarla reddediyorsa, aile bireyleriniz veya akrabalarınızdan biri başörtülü olabilir. Bu durumda size en yakın nüfus müdürlüğünü arayabilirsiniz.
Eğer kılavuzdaki şartları sağlamadığınız halde arabanız çalışmışsa bizi arayın.
Mutlaka bir yanlışlık olmalı."

06 Temmuz 2009

Ayşe Arman'a Yorum: İsmail Ağa Caddesi'nde mini etekli NİŞANTAŞI'NDA TÜRBANLI

/_np/7911/8387911.jpgSayın Arman;


İsmail Ağa Caddesi’nde mini etekli NİŞANTAŞI’NDA TÜRBANLI başlıklı yazınızı üzelerek okuduğumu bildirmek istedim. Magazin olsun, köşemdeki yerim boş kalmasın, dini kullanayım vs. gibi amaçlarınıza başörtüsünü ve dini alet edip Müslüman halkın, Müslüman olarak yaşamaya çalışan kişilerin yaşam tarzlarını rencide etmenizi eleştiriyor ve kınıyorum.

İçi boş bir şekilde sadece başörtüsü takmak, bunun anlam ve önemi bilmeden sadece bir giyim tarzı olarak benimseyip denemek elbetteki sizlere sadece bir eğlence olarak gelecektir. Yazınızı siz baştan tarafsız olarak okursanız kendi yazınızda bile başörtüsü ve başörtüsü takan kişileri halen aynı tarzda eleştiriler yaptığınızı, önyargılı bir şekilde davrandığınızı göreceksiniz.


Yapmış olduğunuz olay gerçekten sonuç alabileceğiniz bir olay değildir. Ve başörtülülerin gerçek problemi sizin bahsetmiş olduğunuz şeylerde değildir. Karşı Mahalle tanımı ile verdiğiniz taraf ile sizin yaptığınız arasında dağlar kadar fark vardır. Sizin günlük yaşamınızda gezdiğiniz, takıldığınız yerleri türbanlı olarak gezmeniz çok bir şey ifade etmiyor. Normalde türban takanlar zaten niye bilmem nerede ki şu cafeye, şu caddeye gidemiyorum diye hayıflanmıyor, eğer hayıflananda varsa zaten o da başörtüsünü sizin gibi kullananlardır.

Asıl problem başörtülü (giyim ve yaşam tarzı) olarak okula gidebilmek, çalışabilmek, ibadet edebilmek, yargılanmamak (karşılaştığınız kişilerin vermiş olduğu tepkiler yada birde tamamen kapanmış olsaydınız nasıl bir tepki alırdınız acaba), hedef gösterilmemek, aşağılanmamak, düşüncesine saygı gösterilmek gibi yaşamında etkili olan unsurlar üzerinde değerlendirmek gerekir.


Bu istekler olduğu zaman başörtülü veya dinini yaşayan kişiler ya Cumhuriyeti yıkmak istiyor, ya Atatürk karşıtı, ya irticacı, ya gerici oluyor. Buna ne diyeceksiniz. Benim size tavsiyem bazı şeyleri öğrenmek istiyorsanız kimliğinizi belli etmeden başörtüsü takarak, namazını kılarak, orucunuzu tutarak, zekatınızı vererek, hacca giderek bu bahsettiğim konuları bir savunun bakalım neler oluyor o zaman.

Yoksa başörtüsü takıp mahalle mahalle sokak sokak gezmek değil problem yada mahalle baskısı dediğiniz şey...

Lütfen yorumlarınızı belirtiniz...

Ayşe ARMAN'ın ilgili yazısı;

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12053542.asp?hid=12054200

Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali