adnan menderes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan menderes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2009

Menderes'e nasıl işkence yaptılar?

1960 askeri darbesinin ardından idam edilen Başbakan Adnan Menderes'in Avukatı Talat Asal, 27 Mayıs'la ülkenin en az yarım asır geriye gittiğini vurguladı.

Asal, 27 Mayıs sonrasında Yassıada'nın işkence adası haline getirildiğini belirterek, "27 Mayıs ve daha sonrası, Menderes ile ailesi için rezaletin sergilendiği, sahnelendiği bir hal almıştır" dedi.

PAKİSTAN BİLE MENDERES'İ CUNTACILARDAN KURTARAMAMIŞ

Türk siyasi tarihinde önemli izler bırakan 27 Mayıs Askeri Darbesi'nin üzerinden 48 yıl geçti. Açığa çıkmayan bilgi ve belgelerle en önemlisi de dönemin siyasileri ve ailelerinin dramlarıyla hala belleklerde bulunan askeri ihtilal, bugün de güncelliğini koruyor.

Genç subaylar tarafından emir-komuta zincirinin dışına çıkılmasıyla başlayan Darbe'nin ardından Adnan Menderes ve Demokrat Partililer (DP) 14 ayrı davadan yargılandı. Yassıada günlerinin yanısıra yargılama şekli ve sonrasındaki uygulamalarla tartışılan süreç çok sayıda aileyi mağdur etti.

Birçok yazılı ve görsel esere konu olan 27 Mayıs ve Yassıada sürecini en iyi bilen ve kitaplaştıran isimlerden birisi de Adnan Menderes'in çetin süreçte avukatlığını üstlenen Talat Asal.

Menderes'in Burhan Apaydın'la birlikte müdafaasını yapan Asal, 48′inci yılına giren darbenin ve sonrasının tanıklarından biri olarak yargılama şartları ve Yassıada sürecinden söz etti. Çankaya'daki evinde dönemi ana hatlarıyla değerlendiren Asal, DP'nin aniden vücut bulan bir oluşum olarak ele alınamayacağını belirtti.

Talat Asal, 1946′da siyaset sahnesine giren teşekküle dönemin iktidarının yanısıra askeri ve sivil bürokrasi tarafından tahammül edilemediğini ifade etti. Asal, DP'nin milletin teveccühüyle iktidara geldiğini, milli iradenin yansıması olduğunu kaydetti.

1961 Anayasası'nın ardından kurulan Adalet Partisi'nin milletvekillerinden ve Demirel Hükümeti'nin bakanlarından olan Talat Asal, DP'nin iktidarı süresince millete mal olmaya çalıştığını söyledi. Asal, hayatında derin izler bırakan 27 Mayıs Darbesi'nin sebepsiz yere yapıldığını, yürürlükteki anayasanın rafa kaldırıldığını savundu.

27 Mayıs'ın bir felsefe ihtiva etmediğine işaret eden Talat Asal, "Yapılan Hükümet darbesi ya da kudetta olarak adlandırabiliriz. Kendilerinin akıllı milli iradenin de akılsız olduğu yönündeki kanaatlerin ürünüdür" diye konuştu.

Darbeyle ülkenin yarım asır geriye gittiğini vurgulayan Menderes'in Avukatı, sıkıntılı dönemin vebalinin 27 Mayıs'ı yapanlara, çanak tutanlara ait olduğunu ifade etti. Talat Asal, 27 Mayıs'ın akılla izah edilemeyeceğine, ahlaki tarafının bulunmadığına işaret etti.

"İŞKENCE ADASI HALİNE GELEN YASSIADA, DARBENİN ARLANMAZ VE UTANMAZ TARAFIDIR"

Sözü Menderes'in yargılanma ve ceza evi günlerine getiren Asal, Yassıada'yı darbenin arlanmaz ve utanmaz tarafı olarak niteledi. Talat Asal, burada faaliyet gösteren Yüksek Adalet Divanı'nın mahkemeden uzak bir görüntü arz ettiğinin altını çizdi. Mahkemenin muhakeme etmek değil mahkûm etmek için kurulduğunu söyleyen Asal, Yassıada'nın heyetin çektiği çilenin ta kendisi olduğunu vurguladı.

Talat Asal, şöyle dedi: "O dönem ben ve arkadaşlarımın haftada yarım saatlik bir görüşme yapmamıza imkân tanınıyordu. Benim Merhum Menderes'le yarım saatlik görüşmemde yanımızda kuvvet komutanlarından subaylar bulunurdu. Tuttuğum notları dışarı çıkarmama izin verilmezdi. Yassıada ve vatan sathında iftira ve iddialar uçuştuğu halde cevap veremezdik.

Ceza Usulü Kanunu'nun değişimiyle müdafaa hakkımız elimizden alındı, bununla hâkim reddedemiyor, tahkikatın genişletilmesini isteyemiyorduk. Menderes tarafı olarak çok sayıda davayla karşı karşıyaydık ve dava dosyalarını inceleme imkânından mahrumduk. Kanun daha sonra işkenceye dönüştürüldü, müvekkilimin üzerinde çirkin bir şekilde uygulamaya tutuldu."

Menderes'in kaldığı hücrenin şartlarına ilişkin bilgiler veren Asal, Merhum Başbakan'ın odasından duyduğu ses üzerine uyuyamadığını, durumdan şikâyetçi olduğunu aktardı. Talat Asal, Menderes'in odasının üzerinde mozaik makinesine benzer bir makinenin bulunduğunu zannettiğini belirterek, maddi işkencenin manevi işkenceye dönüştüğünü söyledi.

Adnan Menderes'in odasında tek kişilik siyah karyola, iki sandalye ve bir tahta masa bulunduğuna işaret eden Avukatı, sandalyelerden birinin Menderes'e diğerinin de odasında nöbet tutan subaya ait olduğunu kaydetti.

Eski Bakan Asal, Başbakan'ın dava boyunca gece ve gündüz denetlendiğini ve kahır çektiğini aktardı. Menderes ve DP'li milletvekillerinin her şeyine el konulduğunu bildiren Talat Asal, "Başbakan, ihtiyati tedbir kararıyla Berrin Hanımın nişan yüzüğü dâhil tüm mal varlığından tasarruf edebilme imkânından mahrum edildi. Yassıada bir işkence adası haline getirilmiş, 27 Mayıs ve sonrası Menderes ve ailesi için rezaletin sahnelendiği sergilendiği bir hal olmuştur" şeklinde konuştu.

"YEDEK SUBAY OLARAK VATANİ GÖREVİMİ İFA ETMEME RAĞMEN ASKERLİK YAPMAMAKLA SUÇLANDIM VE NEZARETE ALINDIM"

Davanın ardından kendisine dönük muamelelerden de söz eden Asal, kendisiyle birlikte Menderes'in avukatlığını üstlenen Burhan Apaydın'ın tutuklandığını hatırlattı. Adı Mezar olarak geçen Harbiye'deki hücrede günlerce kaldıklarını söyleyen Talat Asal, yatağı ve yorganı bulunmayan hücredeki kıtık dolu yastığın varlığına işaret etti.

Kaldıkları yerin karşıla ölçülebilecek kadar küçük olduğuna dikkat çeken Asal, nöbetçiye saati sormalarının bile yasaklandığını söyledi. Menderes'in Avukatı, Harbiye'den Balmumcu'ya sevk edildiklerini oradan da tahliye edildiklerini aktardı. Asal, kendisinin 31′inci Piyade Alayı'nda Yedek Subay olarak askerlik yapmasına rağmen askerlik yapmamakla suçlandığını ve nezarete alındığını kaydetti.

"ARAPÇA EZAN OKUNMASINA DAİR KANUN CHP'YE AİTTİ; CHP'Lİ MİLLETVEKİLLERİNİN OYLARIYLA ÇIKTI"

Diğer yandan, Asal kamuoyu nezdinde tazeliğini koruyan Arapça ezan tartışmalarına dair önemli açıklamalarda bulundu. DP'nin en masum hareketinin iftira zeminine çekildiğinin altını çizen Talat Asal, partinin Arapça ezan konusunda iftiraya uğradığını söyledi.

Asal, "Arapça ezanın okunmasına dair kanun CHP'ye aitti, CHP'li milletvekillerinin oylarıyla çıktı. CHP Grup Sözcüsü Eyüboğlu, parti adına yaptığı açıklamada kanuna itiraz etmediklerini, milletvekillerinin takdirlerine bıraktıklarını beyan etti" diye konuştu.

Eski Bakan Asal, yıllar yılı Arapça ezan konusunun Demokrat Parti'ye iftiranın bir başka şekli olarak kullanıldığını ve belli zamanlarda gündeme getirildiğini ifade etti.

(www.habervaktim.com, Mayıs 2009)

Menderes’in idam öncesi son sözleri

Bugün tam 49 yıl olmuş.
Yarım asra yakın.
Halbuki cumhuriyet kurulalı henüz 86 yıl olmuş.
Demek oluyor ki, cumhuriyet tarihinin büyük bölümü bir dramın gölgesinde geçmiş.
Şimdi ki durum çok mu farklı? Zihniyet çok mu değişti?
Buna gönül rahatlığıyla "evet" demek mümkün mü?
Demokrat Parti'yi kapatıp Menderes'i idam idam etmekle, misyon itibari ile o partinin devamı niteliğindeki partileri kapatma hırsından vazgeçmeyip üstelik liderlerini, mesela şimdiki reisi cumhuru bir kulpunu bulup indirme çabası arasında ne fark var?
Hala yatışmamış, nedeni ne olduğu tam olarak bilinmeyen büyük bir öfkenin izleri halen sürüyor.
Bu ülkeye, bu millete hizmet etmenin bedeli ağırdır diye bir söz vardır.
Keşke bu sözün aksi bir durum gerçekleşseydi demek geçiyor insanın içinden ama, akla gelen tüm örnekler yukarıdaki saptamayı doğrulayacak cinsten maalesef.
Bu ülkeye yaptığı hizmet millet vicdanında makes bulmuş hiçbir isim olmasın ki, ahir ömründe sıkıntı çekmemiş, kendisine çektirilmemiş olsun. Bir çırpıda insanın aklına o kadar çok isim geliyor ki.
Taha Akyol yazmıştı;; 1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi günlerinde Ankara'daki Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren, Washington'a gönderdiği uzun mektupta şunları yazar: "Bütün meslek hayatım boyunca, Menderes ve Demokrat Parti (DP) liderlerine karşı aydınların ve ordunun duyduğu gibi bir nefreti hiçbir yerde görmedim. Başka bir ülkede olsa bu insanlar, tarafsız yargılanmaları ve insaflı davranılması için ayağa kalkarlar ama Türkiye'de Bayar, Koraltan, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmesi için çağrı yapıyorlar! Bu tablo gerçekten korkutucu." der.
Sözün kısası, bugün 27 Mayıs.
20. Yüzyılın en utanç verici, en dramatik olayı olan 27 Mayıs 1960 darbesinin 49. yıldönümü.
İdama doğru.
27 Mayıs darbesi sonrası Demokrat Partilileri yargılamak için kurulan Yassıada Mahkemesi'nden Menderes, Zorlu ve Polatkan için idam kararı çıkınca, Menderes kararın infazı için İmralı adasına gönderildi.
Menderes, geminin yanaştığı iskeleden idamını bekleyeceği hücresine kadar 100 metrelik yolu hiç kimsenin yardımını olmadan rahatça yürüdü. Ayrıca misafir salonu ile darağacının bulunduğu yer arasındaki 80 metrelik yolu da, gene aynı rahatlıkla katetti.
Halbuki mahkemeler boyunca iyice bitap düşmüştü. O kadar ki, yazar Samet Ağaoğlu'nun anlatımıyla; "Bayar'ın yanında oturanı seçemedim önce. Yalnız çok ince bir boyun, gevşek beyaz yaka ve sarı saçlar gözüme çarptı. Bir ara başını çevirdi, o zaman Bayar'ın yanında oturanın Adnan Bey olduğunu hayretle gördüm. Yarabbi ne hale gelmişti! Zayıflamış, zayıflamıştı. Yüzünde benek benek çiller. Sanki uzun bir hastalıktan yeni kalkmıştı.' diyecektir. (Arkadaşım Menderes, 1967, Baha Matbaası sf: 176)
O kadar ki, Yassıada'da tebessüm etmek bile yasaktı. Çünkü tebessümler bir alay, bir hiçe sayış olarak değerlendiriliyordu.
Menderes'e Milli Birlik Komitesi'nin idam tasdik kararı, kendisine tahsis olunan misafir salonunda Yassıada Başsavcısı Egesel tarafından tefhim edildi. Cumartesiyi pazara bağlıyan gece saat 01.30′da Zorlu ve Polatkan için yapılan formaliteler, Menderes için de tekrarlandı.
Son arzusu sorulduğu zaman bir sigara istedi. Verilen Yenice sigarasını içerken son sözlerini söyledi:
"Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın."
Son arzusu, milletin refahını temenni etmek olmuştu.
Menderes, sabaha karşı saat 02.31′de Zorlu'nun ipe çekildiği darağacında asılmak suretiyle idam edildi.

Asıl suçları neydi?
Son Menderes hükümeti (23. hükümet) Kıbrıs konusunda imzaladıkları ortaklık anlaşmasına garantörlük maddesini yerleştirerek Türk ordusunun 1974 yılında iki aşamada gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı'nın hukuki zeminini hazırlamış , önemli ve yaşamsal bir uluslararası başarıya imza atmışlardı. Bu imza, Osmanlı Devleti'nin gerileme sürecine girdiği geçmiş asırlar boyunca Türk Milleti'nin attığı en onurlu, dış politikada ilk kez böylesine varlığını hissettiren anlaşmalardan biriydi. Bir ilkti.
Türkiye, 1959 yılında hazırlanan ve 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla uluslararası geçerlilik kazanan Garanti Anlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak sözkonusu müdahaleyi gerçekleştirebilmiştir. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ye garantörlük sıfatını veren ve Kıbrıs'ın bağımsızlığını tanıyan Garanti Anlaşması'nın (Londra Anlaşması, 1959) 2. Maddesi şöyledir: "Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu anlaşmanın birinci maddesinde gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve aynı zamanda Anayasa'nın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar ve garanti ederler."
17 Şubat 1959′da Londra'ya giderken uçağı düştü. Başbakan Adnan Menderes bu antlaşmayı, düşen uçağından sağ kurtulması sonucu bakım ve tedavi için kaldırıldığı klinikte, Londra'da imzaladı. Benim suikast olduğunu düşündüğüm o uçak kazası da bana göre o imzayı engelemek içindi. Bunu engellemeyince, faturayı idamla kestiler.
1961 yılında İstanbul Cumhuriyet Savcısı olan Senator Mehmet Feyyat, 2006 da yayinlanan ifadelerinde, "Telefonlarımızı kestiler ve Menderes usüle aykırı olarak idam edildi. İmralı Cezaevi'nin yönetimi İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na aitti. İnfaza ben bakabilirdim. İhtilal Başsavcısı yetkisi olmadığı halde infazı gerçekleştirdi" dedi.
Kadere bakın ki, Menderes'in mirası Demokrat Parti'ye geçen hafta Hüsamettin Cindoruk genel başkan seçildi. Ben 22 Temmuz seçimleri öncesinde kendisi hakkında (17 Ağustos 2007'de), "Vah Menderes, demek Cindoruk avukatındı." başlıklı yazı yazmıştım.
Bu ülkede hala darbeye niyetlenen bedhahlara sesleniyorum. Geçmiş tüm müdahalerin utancı hala sırtımızda bir yük, bir vicdan ızdırabı olarak duruyor. Siz hala aklınız sıra yenisini üretmenin hesabını yaparken, millet geçmiş müdahalelerle yüzleşmek ve demokrasinin sağlam ikamesi için toptan fatura kesmek için ruhunu tatmin edecek bir bekleyişte duruyor.
Size tavsiyem aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Çok fena gerildik, haberiniz olsun. Sakın ola gözümüze görünmeyin.
"Yeter" kelimesi bu defa asla sözde kalmaz, bilmiş olasınız.
Hiç kimse ve zümre milletten daha güçlü değil.

(Prof. Dr. Osman ÖZSOY, Haber7, Mayıs 2009)

27 Mayıs 2009

'Yassıada'da babamın kanser olduğunu bile öğrenemedik'

27 Mayıs darbecileri Başbakan Menderes ve iki bakanını idam ederken, bazı isimleri de cezaevinde ölüme götürdü. Demokrat Parti'nin önemli bakanlarından Tevfik İleri bunlardan biriydi.

Din dersini ilkokul programlarına koyan, Yüksek İslam Enstitüsü'nü kuruculuğunu yapan, Boğaziçi Köprüsü'nü ihale aşamasına getiren İleri'nin hizmetleri, Yassıada Mahkemeleri'nde müebbet hapis cezasıyla karşılık buldu. Oğlu Cahit İleri, darbenin yıldönümünde o süreci anlatırken, son ana kadar babasının kanser olduğundan haberlerinin olmadığına dikkat çekiyor. "Hızla zayıflamaya başlayınca, şüphelenmiş. Buna rağmen cezaevindeki doktorlar, 'Bir şeyin yok, nazlanma!' diye babamı azarlamışlar." diyen İleri, babasına yazdığı mektuplarla ilgili de ilginç bir işkence yöntemiyle karşılaştıklarını vurguluyor: "Baba seninle iftihar ediyorum' diye yazdığımda, babama işkence yapıyorlarmış. Sevdiğimi söylemem bile suçtu."

Tevfik İleri, Demokrat Parti iktidarında ulaştırma bakanlığı, milli eğitim bakanlığı, bayındırlık bakanlığı ve başbakanlık yardımcılığı gibi önemli görevler üstlendi. Din dersini ilkokul programlarına soktu, Yüksek İslam Enstitüsü'nü kurdu. Köy enstitülerini öğretmen okullarıyla birleştirdi. Atatürk Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin açılmasına öncülük etti. Boğaziçi Köprüsü'nü ihale aşamasına getirdi. Ancak hizmetlerinin karşılığı Yassıada Mahkemeleri'nin 15 Eylül 1961'de verdiği müebbet hapis cezası oldu. Kayseri Cezaevi'nde 3 ay bile kalmadan 31 Aralık 1961'de kanserden hayatını kaybetti. Tevfik İleri'nin oğlu Cahit İleri, bu süreci anlatırken, "Babam hep 'Allah'ım müdafaamı yapana kadar ölmeyeyim. Bizi isterlerse idam etsinler, ama şerefimi koruyayım' diye dua etti. Allah, bu duasını kabul etti." ifadelerini kullanıyor. İleri'nin Yassıada hatıraları ise yürek burkuyor: "Mektuplar 50 kelimeyle sınırlı tutuluyordu. Kötü niyetle sansür yapıyorlardı. 'Baba seninle iftihar ediyorum' diye yazdığımda, babama işkence yapıyorlarmış. Babamı sevdiğimi söylemem bile suçtu." Cahit İleri, babasının hastalığından son ana kadar haberlerinin olmadığını söylüyor. Tevfik İleri, hızla zayıflamaya başlayınca şüphelenmiş. Ancak Yassıada'daki revir doktorları, her defasında 'Bir şeyin yok, nazlanma!' diye babasını azarlamış.

Cahit İleri, Yassıada tutukluluğu sırasında babasını iki kez görmeye gitti. Spor salonunda yapılan yargılamaları ise yaşı 18'den küçük olduğu için izleyemedi. Yaptığı ziyaretlerde, babasının itikadına her defasında biraz daha hayran kalmış. İleri, ziyaretlerden birini şöyle aktarıyor: "İkinci görüşmemizde yanı başımızda rahmetli Fatin Rüştü Zorlu ve ailesi vardı. Fatin Rüştü'nün, gördüğü işkenceden ötürü gözü morarmıştı. Elini öpmeye yeltendik ancak askerler engelledi." Babasının inançlı bir insan olduğunu belirten İleri, hastalığının son zamanlarında sürekli 'Allah' dediğini ifade ediyor. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: "Ölümü sırasında söyleyebilmek için ağzını alıştırıyordu."

'Cuntacı subaylar, dedeleri yaşındaki paşaları bile dövdü'

27 Mayıs darbesinin ardından 228 kişi, Yassıada'da idam talebiyle yargılandı. Başbakan Adnan Menderes hakkında 15 ayrı davada yedi kez idam isteniyordu. Yassıada Yargıcı Salim Başol'a, 'Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor' sözünü söylettiren yargılama süreci, Menderes ve üç bakan arkadaşının idamıyla sonuçlandı. Dönemin DP milletvekili Abdülmelik Fırat, hukuk ihlalleriyle dolu yargılama sürecinin yakın tanıklarından. Fırat, cuntacıların insanlık dışı muamelelerde bulunduğunu söylüyor. "Harp Okulu öğrencileri bile bizi tekme tokat dövdü." diyor. Özellikle İçişleri Bakanı Namık Gedik'e kin beslendiğini belirtirken şunları kaydediyor: "Gedik'i oraya çöp arabasıyla getirdiler. Daha sonra da pencereden aşağıya attılar. Genç subaylar başbakan, cumhurbaşkanı ya da general ayırt etmeden yüzlerimize tükürüp herkesi sille tokat dövüyordu. En ağırımıza giden, bayan vekillere yapılan saldırılardı. Tünelden geçerken onlara küfür ediyor, eteklerini aşağıya çekiyorlardı."

Fırat, darbe hazırlıkları konusunda Başbakan Menderes'i birkaç kez uyarmış. Ancak Menderes, bu ikazları 'Ben millete hizmet ediyorum. Benim orduya zararım yok ki' diyerek dikkate almamış.

Eski vekil, Etimesgut'ta toplandıklarında yaptıkları bir sohbeti şöyle aktarıyor: "Hasan Polatkan 'Bizi armut gibi topladılar.' serzenişinde bulundu. Ağrı Milletvekili Halis Öztürk, Kayseri'de Celal Bayar'a şöyle dediğini söyledi: Hiç mi tanıdığınız 100 subay yoktu? Bize söyleseydiniz bulurduk. 100 subayla irtibat kursaydık darbeciler bir şey yapamazdı."

Abdülmelik Fırat, darbenin CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ile İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar'ın askeri kışkırtması sonucu gerçekleştiği görüşünde. CHP'nin hâlâ üniversite ve bürokrasi ile birlikte hareket ettiğini savunuyor. Fırat, şöyle devam ediyor: "O zaman hakim, yargı ve iş konseyleri yoktu. Kemalistler halkın seçtiği kişileri hâlâ istemiyor. İktidar bunların elinde. Belki askere kalsaydı idamlar olmazdı. Onlar askeri sıkıştırdı. Yassıada'ya adalet divanı diyorlar ama tam bir rezalet divanıydı." Fırat, Menderes'in Yassıada'da mahkemesindeki ilk konuşmasını da hâlâ unutamamış: "Ben melekemi kaybettim. Uzun zamandır kimseyle konuşmadım. Bana biraz mühlet verin."

27 Mayıs darbesinin ardından Kürt kökenli birçok kişinin Sivas kampında toplandığını ileri süren Fırat, bunun gerekçesi olarak dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel'in hazırladığı 'Kürt raporu'nu gösteriyor. Raporun içeriğinde 'Kürtler Doğu'da ayaklanacak' şeklinde bir bilginin olduğunu belirten Fırat, bu amaçla 2 bin 500 kişinin tutuklanmasının planlandığını savunuyor. Bu raporun darbeye zemin oluşturmak için hazırlandığını vurgulayan Fırat, şöyle konuşuyor: "Menderes ve Bayar, 2 bin 500 kişiye karşı çıktı. 'Olur, mu böyle şey?' dedi. Amaç Kürtlere orada gözdağı vererek, Kürt gençleri sokağa dökmekti." Gürsel'in raporunu kendisine Fatin Rüştü Zorlu'nun verdiğini anlatan Fırat, bunun tek parti iktidarını devam ettirmek için hazırlanan bir plan olduğunu iddia ediyor. BAYRAM KAYA İSTANBUL

Annem 'mizansene figüran

27 Mayıs darbesinin mağdur ettiği Menderes ailesi gerek 15 aylık yargılama sürecinde gerekse infaz ve sonrasında metanetini korumayı bildi. Merhum Başbakan'ın en küçük oğlu olan Aydın Menderes, babası idam edildiğinde 15 yaşındaydı. Menderes, Eskişehir gezisine çıkan babasını 25 Mayıs sabahı annesiyle birlikte evden uğurlamış. Bunun darbeden önceki son görüşmeleri olduğunu kaydeden Menderes, Yassıada'ya götürüldükten sonra sadece iki kere buluşabilmiş babasıyla. Menderes, 16 Kasım'daki ilk görüşmeye annesiyle, ağustos ayının ortalarındaki ikinci görüşmeye Avrupa'dan dönen iki ağabeyiyle birlikte gitmiş. 3 kere görüşmenin hiç kimseye kısmet olmadığını anlatan Menderes, şöyle devam ediyor: "Mahkemeye annem katılmayacağını söyledi. 'Bir mizansene figüranlık yapmam. Varsın uzaktan da olsa eşimi görmeyeyim. Ben oraya gitmem.' dedi. Çok haklıydı, hiçbirimiz gitmedik. Rahmetli annem 'Örtülü Ödenek Davası' dolayısıyla tanık olarak çağrılmıştı. 1961 yılı başlarında tanıklık yapmak için Yassıada Mahkemesi'ne gitti. Tanıklık yapmama imkânı yasal olarak vardı, fakat rahmetli annem 'Ben bu yasal hakkı kullanmak için değil, buraya bu konudaki bütün sorularınızı cevaplandırmak için geldim.' dedi. Sadece böyle bir tanıklık yapmıştır."

Aydın Menderes, idamları bütün Türkiye gibi kendilerinin de 17 Eylül akşamı 19.00 haberlerinde radyodan öğrendiklerini söylüyor. Hâlbuki infazlar 13.30 sularında gerçekleştirildi. Menderes, "Orada zaten ne Adnan Menderes'in avukatları ne yakınları vardı. Basın ve radyo da yoktu. Bu itibarla zaten bütün Türkiye'nin bu çok acı haberi radyo dışında veya Anadolu Ajansı, Milli Birlik Komitesi açıklaması dışında öğrenebilmesi mümkün değildi. Bizim de o saatte kalabalıktı evimiz, o an öğrenmiş olduk." şeklinde konuşuyor. Menderes, babasının ölüm haberini aldığında yaşadığı acıyı ise tarif edemiyor: "Bir insan en yakınını fevkâlade haksız bir şekilde darağacında kaybettiğinde nasıl bir acı duyarsa böyle bir acı duyduk. Sanki bir el göğüslerimizi yardı, ciğerlerimizi oradan kopardı. Allah hiç kimseye yaşatmasın."

Menderes ailesi bu büyük acıya rağmen metanetini korudu. Menderes, 'babasına yakışır vakarla davrandığını' vurguluyor. Olanlara Allah'a ve kadere inanmış bir insanın sabrı ve tevekkülüyle tahammül etmeye çalıştıklarını kaydeden Menderes, "Başımızı dik tutmamız gerekiyordu. Annem ve rahmetli 2 ağabeyimle birlikte buna karar verdik. Birbirimize sarılarak ayakta kalmaya çalıştık." ifadelerini kullanıyor. EMRULLAH BAYRAK ANKARA, CİHAN ZAMAN


Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali