25 Mayıs 2010

İLKSAN Personel Alım İlanı

İLKSAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ PERSONEL ALIM İLANI

Genel Müdürlümüze aşağıda belirlenen şartlarda 7 (Yedi) büro personeli alınacaktır.

A - BAŞVURACAK ADAYLARDA ARANACAK ŞARTLAR :

a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesi (A) bendinin 1, 4 ve 5 inci alt bentlerindeki şartları taşımak,

b) Görevini yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı veya vücut noksanlığı bulunmamak,

c) Daha önce kamu veya özel sektör tarafından işten çıkarma cezası ile işine son verilmemiş olmak.

d) Hukuk, Siyasal Bilgiler, İktisat, İşletme, İktisadi ve İdari Bilimler ile Eğitim Fakültelerinden veya bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt içi ve yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak,

e) Son başvuru tarihi itibariyle 18 yaşından küçük, 29 yaşından büyük olmamak ve erkek adaylar için askerlik hizmetini tamamlamış olmak veya muaf sayılmış olmak.

f) Yapılan inceleme ve soruşturma sonunda, Büro Personeli olmalarına engel bir durumu bulunmamak.

g) 2008 veya 2009 yılında düzenlenen KPSS sınavlarından birine girmiş olmak ve KPSS P9, P26, P28, P29, P35, P98 ve P99 puan türlerinden herhangi birinden en az 70 puan almış olmak,

h) İyi derecede bilgisayar kullanıyor olmak.

B - BAŞVURU İÇİN İSTENECEK BELGELER

a) KPSS sınav sonuç belgesi aslı veya onaylı örneği,

b) Nüfus Cüzdanı fotokopisi,

c) Özgeçmişi,

d) Öğrenim belgesi veya onaylı örneği,

e) Askerlik terhis belgesi (Muaf olanlar bakımından muafiyet belgesi),

f) Adli Sicil Belgesi

C - BAŞVURU ŞEKLİ VE SÜRESİ

a) Başvuruda bulunacak adayların, İLKSAN Genel Müdürlüğünün http://www.ilksan.gov.tr adresinde adaylar için yer alan İş Talep Formunu eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurduktan sonra imzalı ve fotoğraflı olarak istenilen belgelerle birlikte 11.06.2010 günü saat 17:00'ye kadar Akay Caddesi No:8 06640 Kavaklıdere Çankaya / ANKARA adresine şahsen teslim etmeleri veya İadeli-Taahhütlü olarak posta ile başvurmaları gerekmektedir.

b) Müracaat sonunda adayların beyan ettikleri Kamu Personel Seçme Sınavı puanlar ÖSYM Başkanlığından Genel Müdürlüğümüz tarafından teyit edilecektir.

c) Gerçeğe aykırı beyanda bulanan adayların müracaatları kabul edilmeyecek ve haklarında genel hükümlere göre yasal işlem yapılacaktır.

d) Başvuru esnasında istenen belgeler incelendikten sonra eksik belgesi olanların başvuruları kabul edilmeyecektir.

D - DİĞER HUSUSLAR

a) Atamaları yapılmayan adayların başvuru evrakı, yerleştirilme sonucunun ilanından itibaren 15 gün içinde aday tarafından talep edilmesi halinde iade edilecek olup, belirtilen süre sonrası yapılacak talepler dikkate alınmayacaktır.

E - YERLEŞTİRME SONUÇLARININ DUYURULMASI

a) Başvurusu kabul edilen adaylar başvuru süresi bittikten sonra;

- KPSS puanı esas alınarak sıralamaya tabi tutulacak ve en yüksek puan alan adaydan başlanarak mülakat komisyonunca belirlenecek kişi sayısı kadar mülakata çağrılacak, yapılan mülakat sonucunda ataması uygun bulunan adaylardan 7 (Yedi) adayın asil olarak, 7 (Yedi) adayın yedek olarak kazandığı ilan edilecektir.

b) Çağrı yapılan adaylardan verilen süre içinde başvurmayan, başvurup ataması yapıldıktan sonra görevine başlamayan yada aranılan şartları taşımadığı sonradan anlaşılanların atamaları iptal edilip yerine kazanma sırasına göre yedeklerden atama yapılacaktır.

c) Personel alımı ile ilgili tüm ilanlar İLKSAN Genel Müdürlüğünün www.ilksan.gov.tr internet adresinde ilan edilecek olup ayrıca yerleştirilmesi yapılan adayların adreslerine de tebligat yapılacaktır.
Sandığımız özel kanunla kurulmuş olup, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi değildir. Alınacak personel 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre çalıştırılacaktır.

BAŞVURU FORMU İÇİN TIKLAYINIZ

İlan olunur.

--
İlan Grubu
http://groups.google.com.tr/group/ilangrubu/subscribe?hl=tr

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı Sınav İlanı

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI

Bayındırlık ve İskân Bakanlığından:

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına sınavla, boş bulunan 7. ve 8. derece kadrolar için (19) Müfettiş Yardımcısı alınacaktır.

Alınacak müfettiş yardımcıları (14) inşaat mühendisliği ve (5) mimarlık meslek grubundan olacak, her iki meslek grubu için, belirlenen sayının altında kazanan aday bulunması durumunda, eksiklik sınav kapsamındaki meslek gruplarından Sınav Komisyonu kararı ile tamamlanacaktır.

1-MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI SINAVINA KATILABİLME ŞARTLARI

Müfettiş yardımcılığı giriş sınavına katılabilmek için adayların aşağıdaki nitelikleri taşıması gerekir:

a) 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde yazılı genel şartları taşımak,

b) Askerliğini yapmış ya da erteletmiş olmak veya askerlikle ilgisi olmamak (erkek adaylar için),

c) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı veya vücut sakatlığı ile özürlü bulunmamak, sağlık durumu iklim değişikliklerine ve her çeşit yolculuk koşullarına elverişli bulunmak,

d) Üniversitelerin mühendislik (inşaat mühendisliği) veya mimarlık fakültelerinden veya bunlara denkliği kabul edilmiş yurtiçi ve yurtdışındaki öğretim kurumlarından birini bitirmiş olmak,

e) 01/01/2010 tarihinde 30 yaşını doldurmamış olmak,

f) Bayındırlık ve İskân Bakanlığı müfettiş yardımcılığı giriş sınavına birden fazla katılmamış olmak,

g) ÖSYM tarafından (A grubu) kamu personeli seçme sınavında (KPSSP5) 75 ve üzeri puan almış olmak (Başvurulardan en yüksek puan alan 100 mimar, 280 inşaat mühendisi meslek grubundan olmak üzere, (380) kişiye aday belgesi verilecektir. 100 üncü mimar ve 280 inci inşaat mühendisi meslek grubundaki adayla aynı puanı almış olanlar da sınava kabul edilecektir)

h) Süresi içinde başvurmuş ve iş başvuru formu ile istenilen diğer belge ve bilgileri Kurul Başkanlığına vermiş olmak.

2-MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI KONULARI

1) Her iki meslek grubu için ayrı ayrı olmak üzere, en az iki grup halinde, üniversitelerin inşaat mühendisliği veya mimarlık bölümlerinde veya bunlara denkliği kabul edilmiş yurtiçi ve yurtdışındaki öğretim kurumlarında okutulan dersler,

2) Yabancı dil: İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinden biri,

Yazılı ve sözlü olmak üzere iki bölümden oluşan yarışma sınavının yazılı bölümünü kazananlar, tarihi daha sonra yazılı olarak bildirilecek olan sözlü sınava tabi tutulacaktır.

3-SINAV BAŞVURUSU

Sınava katılmak için başvurular, gerekli belgelerle birlikte şahsen ya da postayla 05/07/2010 tarihi mesai bitimine kadar Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına (Necatibey Cad. No: 63 Kat 6 Demirtepe 06100 /ANKARA adresine) yapılır.

Posta ile başvuru durumunda, gerekli belgelerin 05/07/2010 tarihi mesai bitimine kadar başvuru yerine ulaşması geremektedir.

Bu süreden sonra yapılacak başvurular, postadaki gecikmeler ve eksik belgelerle yapılmış olduğu yahut gerçeğe aykırı beyanları içerdiği anlaşılan başvurular dikkate alınmaz.

4-BAŞVURU SIRASINDA İSTENECEK BELGELER

Müfettiş yardımcılığı giriş sınavına girmek isteyen adaylardan;

1) İş başvuru formu,

2) Geçerlilik süresini doldurmamış (2008 ve 2009 yılı) Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonuç belgesinin aslı veya bilgisayar çıktısı ya da kurumca onaylı örneği,

3) Şahsen imzalanmış öz geçmiş,

4) T.C. Kimlik Numarası beyanı (nüfus cüzdanın örneği veya fotokopisi),

5) Sabıka kaydı olmadığına dair yazılı beyanı.

6) Erkek adaylar için askerlik ile ilişiğin bulunulmadığına dair yazılı beyanı,

7) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı veya vücut sakatlığı ile özürlü olmadığına, iklim değişikliklerine ve her çeşit yolculuk koşullarına elverişli olduğuna ilişkin yazılı beyanı,

8) Diploma veya mezuniyet belgesinin aslı veya kurumca onaylı örneği,

9) Sınav tarihinden en fazla altı ay önce çekilmiş (4) adet renkli vesikalık fotoğraf,

5- YAZILI SINAV TARİHİ, YERİ VE GİRİŞ BELGESİ

İsteklilerin İş Başvuru Formunu ve diğer form örneklerini, Teftiş Kurulu Başkanlığından (Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, Necatibey Cad. No: 63 Kat 6 Demirtepe 06100 /ANKARA adresinden) şahsen ya da www.bayindirlik.gov.tr internet adresinden temin etmeleri mümkündür. Sınav hakkında, mesai saatleri içinde, (0312) 410 23 26 nolu telefondan bilgi alınabilir.

Yazılı Sınav, 25/07/2010 Pazar günü Ankara’da yapılacaktır. Adayların sınava gireceği gün, saat ve yer, aday belgesinde belirtilecektir.

Sınava katılmaya hak kazananların listesi en geç 12/07/2010 tarihine kadar Bakanlığımızın www.bayindirlik.gov.tr internet adresinde ilan edilecektir.

Sınava girilecek yer ve sınav saatlerini gösteren “Aday Belgesi”, 15/07/2010 Perşembe günü mesai saati sonuna kadar Teftiş Kurulu Başkanlığınca elden verilecek, elden alınmayan belgeler adayların İş Başvuru Formunda belirttikleri haberleşme adresine postayla gönderilecektir.

Sınava girerken aday belgesinin gösterilmesi zorunludur. Aday belgesinin kendilerine ulaşmaması ya da kaybedilmesi durumunda adaylar kimliklerini ibraz ederek sınava girebilirler.

Sınavda, aday belgesi ile birlikte, kimlik tespitinde kullanılmak üzere, fotoğraflı ve onaylı bir kimlik belgesi (nüfus cüzdanı, ehliyet vb) bulundurulması gerekmektedir.

Adaylar istendiğinde bunları sınav görevlilerine ibraz etmekle yükümlüdürler.

Adaylar sınavda hesap makinesi kullanabileceklerdir.

6- SINAVIN ŞEKLİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ

Sınav, yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalıdır.

Her konu grubu için tam not 100’dür.

Yazılı sınavı başarmış sayılmak için, yabancı dil dışındaki her konu grubu için alınan notun 60’tan ve bu notlar ortalamasının 65’ten, yabancı dil notunun da 50’den aşağı olmaması gerekir.

Yazılı sınavı kazananlar, daha sonra bildirilecek tarihte sözlü sınava çağırılacaklardır.

Sözlü sınav, yazılı sınav kapsamındaki konulardan yapılır. Bu sınavda ayrıca adayın bilgisi, zekâsı, kavrama, ifade ve temsil yeteneği, tutum ve davranışları gibi özellikleri de değerlendirilerek sözlü sınav notu belirlenir.

Adayın başarılı sayılması için, sözlü sınav notunun 65'ten aşağı olmaması şarttır.

Müfettiş Yardımcılığı giriş sınavının sonucu, yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalaması alınarak saptanır.

Sınavda başarılı olanlardan, başarı sıralamasındaki önceliğe göre atama yapılacak kadro sayısı kadar aday, asıl aday olarak, varsa aynı sayıdaki aday kadar da yedek aday olarak belirlenir.

Adayların sıralanmasında sınav notunun eşitliği halinde; yabancı dil notu yüksek olan aday başarı sıralamasında öncelik kazanır.

Asıl veya yedek aday oldukları halde atanmamış olanlar için sınav sonucu kazanılmış hak teşkil etmez.

Duyurulur.

--
İlan Grubu
http://groups.google.com.tr/group/ilangrubu/subscribe?hl=tr

CHP'nin Başkanları Kimlerdir?

CHP kurulduğu günden bugüne kadar toplam 33 kurultayda 7 Genel Başkan seçildi. İşte bu 7 başkan kronolojik sıraya göre şöyledir.

1- Kemal ATATÜRK:
4 Eylül 1919’da yapılan Sivas Kongresi, CHP’nin ilk kongresi kabul edildi. Atatürk, 1938 yılında hayatını kaybedinceye kadar CHP Genel Başkanlığı’nı sürdürdü.

2- İsmet İNÖNÜ: CHP’nin 26 Aralık 1938’de toplanan I. Olağanüstü Kurultay’ında İsmet İnönü partinin “değişmez genel başkan” ı seçildi.

3- Bülent ECEVİT: 14 Mayıs 1972’de toplanan 5. Olağanüstü Kurultay’da Bülent Ecevit İnönü’ye rakip oldu ve genel başkanlığa seçildi. 12 Eylül 1980’de diğer partilerle birlikte CHP de kapatıldı ve Ecevit o güne kadar genel başkanlığı sürdürdü.

4- Deniz BAYKAL: 9 Eylül 1992’de CHP yeniden açıldı ve Deniz Baykal genel başkan seçildi. Baykal, iki defa ara verdiği genel başkanlığı, 2000 yılından bu yıl 10 Mayıs’ta istifa edinceye kadar sürdürdü.

5- Hikmet ÇETİN - Deniz BAYKAL: 18 Şubat 1995’deki kurultayda SHP-CHP birleşti ve genel başkanlığa Hikmet Çetin seçildi. Çetin bu görevi 9 Eylül 1995’de toplanan kurultayda Deniz Baykal’a devretti.

6- Altan ÖYMEN - Deniz BAYKAL: CHP’nin genel seçimde barajın altında kalarak parlamento dışında kalması üzerine Baykal istifa etti yerine Altan Öymen getirildi. Öymen, bu görevi 30 Eylül 2000’de genel başkan seçilen Deniz Baykal’a devretti.

7- Kemal KILAÇDAROĞLU: Deniz Baykal'a ve CHP milletvekili Nesrin Baytok'a ait olduğu iddia edilen cinsel içerikli bir video ile istifa etmek zorunda kalan Deniz Baykal'ın yerine 22 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen 33. Olağan Kurultayda CHP'nin 7. Genel Başkanı seçildi. Milletvekillerinin ve İl başkanlarının Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde anlaşması ile büyük coşku içinde seçildi.

--
İlan Grubu

24 Mayıs 2010

Kendi Soyuna İhanet Eden

Bir Osmanlı Hikayesi...

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar Çarşısı'nı geziyormuş. Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişiyor padişah'ın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi, satış fiyatı 1 altın" yazıyor.

Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılıyor. "Hayırdır" diyor satıcıya. "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"

Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" diyor.

"Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekliyor. "Satın alıyorum" diyor Padişah, "Al sana 300 altın..."

Parayı veriyor; hemen oracıkta kekliğin kafasını kopartıyor. Adam şaşırıp,

"Be adam!!! Ne yaptın??

En maharetli kekliğin kafasını koparttın" diye dövünürken padişah gürlüyor:

Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir.

Bu gibilerin akıbeti er ya da geç budur"......

--
İlan Grubu
http://groups.google.com.tr/group/ilangrubu/subscribe?hl=tr

"Baba Zayıf" bir toplum mu oluyoruz?


Ahmet Yılmaz / Analiz
Gün aşırı aile problemleri duyuyoruz. Anlaşamamaktan söz edenler, değişmekten söz edenler, hatta ayrılıktan söz edenler…
Bir de geçmişe oranla farklı bir "örtülü kadın tipi"yle karşılaşıyoruz. Tesettürle bağdaşmayan kıyafetler, ilginç süsler ve yol ortasında eşiyle de olsa toplumun yadırgadığı hareketler… Veya başörtülü bir annenin yanında başı açık ve olabildiğine beden saçık giyinmiş, yirmili yaşlara merdiven dayamış kızlar…
Açıkçası, "yozlaşma" diye ifade ettiğimiz bir olumsuz değişmeyle karşı karşıyız. Bu yazımızda bunun nedenleri üzerinde duracağız.
Müslüman kadının görüntüsünde ve aile hayatında görülen değişmenin, kişilere göre değişim gösteren pek çok nedeni vardır:
Geleneksel dindarlık batılı hayat tarzına yeniliyor.
İnsan, farklı bir hayat tarzıyla karşılaştığında, genellikle dört aşamalı bir süreç yaşar:
Birinci aşamada farklı yönler dikkatini çeker, karşısındaki kültürün ona yabancı olduğunu fark eder.
İkinci aşamada kendisine yabancı bulduğu bu hayat tarzından korunması gerektiği düşüncesine varır, kendi hayat tarzına daha sıkı sarılır. Yeni ortamda kendi benzerlerini arar, onlarla birliktelik oluşturur ve eskisinden daha disiplinli yaşar.
Üçüncü aşamada tepki duyduğu hayat tarzında alınabilir yönler bulur, bu yönler bilinçle veya taklitle almaya başlar, ortaya karışık(melez), soysuz (tam olarak bir yere ait olmayan) bir hayat tarzı çıkar.
Dördüncü aşamada tepki duyulan hayat tarzı, farkında olunarak veya genele uyma taklidiyle asıl hayat tarzı olur, eski hayat tarzı reddedilir, unutulur.
Anadolu'nun farklı yörelerinden gelen aileler, şehirlerde karşılaştıkları Batılı hayat tarzından önce ürktüler; kendi değerlerine köyde olduğundan daha çok sarıldılar ancak bu eğilimleri şuurla ve cemaatleşmeyle desteklenmediğinden zamanla törpülendi. Değişimin üçüncü aşamasına geçtiler. Dindarlıklarını gösteren simgeler ve tutumlarla yozlaştırılmış Batılı tutumlar, onlarda bir arada göründü. Bu yozlaşmış, soysuzlaşmış hâl içinde kadın, başı örtülüyken kollarını açmada bir sakınca görmüyor ya da genç kız örtülüyken bir genç erkekle, sözde Batılı görüntü içinde, belki aklı başında bir Batılı'nın bile sokak ortasında tasvip etmeyeceği bir içli dışlılık yaşayabiliyor.
Melez kültür aşamasındaki kadın, ne dindardır ne de modern. Dindarlık gösterisi için eşarbı yeterli bulur. Bir erkekle içli dışlılığı ise bilerek veya bilmeyerek modern görünmenin, medenileşmenin(!), modernleşmenin, köylülükten kurtulup şehirlileşmenin tek göstergesi sanır.
Modernleşme gereği ve modernleşmenin yüceliği(!) zihinlere kazına kazına başı örtülü bir anne, kendi açılmasa da kızının açık olmasından gizli bir gurur duyabiliyor. "Örtün örtün dedik de o böyle tercih etti" diyerek ifade ettiği vakada kendisiyle ilgili olan kısım aslında kızını tercihinde serbest bırakmış olmasıdır, bunu (gizlice) kendisinin köylülükten uzaklaşıp modernleşmesinin bir belirtisi olarak satıyor, buna karşılık da çevreden bir kabul bekliyor ve çoğu zaman fazlasıyla da alıyor.
TELEVİZYON SOYSUZ BİR DİNDARLIK YETİŞTİRİYOR
İslamileşme, kendi mecrasında yüz yüze tebliğin bir neticesidir. Bir dönem, tebliğ dergi veya kitaba kaydı. Dergi ve kitap, bir mekânda satıldığından, böylece okuyucuyla dergiyi sunan arasında bir bağ kurup çevre oluşturduğundan çok olumsuz bir ortamın oluşmasına engel oldu.
"Televizyon tebliği" bundan farklı. Televizyon, soysuz kültürün baş üreticilerindendir. Bilgiyi verir,  insanları etkiler ancak alıcıyla bir bağ oluşturmaz. Alıcının yanlış anlamalarını düzeltecek, bilgiyi yanlış uygulamasını engelleyecek bir mekanizma kurmaz.
Öte yandan, modern çevrelerin tepkilerini çekmeme, izleyici kitlesinin her rengini koruma, sözde herkese seslenme ve (geçmişte) devlet kurumlarını kızdırmama gibi endişelerle televizyon programlarında İslam gereği gibi anlatılmaz, "cepheleşmeye yol açma suçlaması korkusuyla,  İslam'ın neyi reddettiği tam açıklanmaz; hak, batıldan ayrılmaz, bir ara renkte bırakılır. İzleyiciye melez, soysuz bir düşünce ve hayat tarzı sunulur.
Televizyonun en önemli izleyici kitlesini oluşturan kadınlar, televizyondaki vaazlardan etkilenip örtünüyor ancak bir cemaat bağına ulaşmıyor; dindar insanların hayat tarzını özümsemiyor, bir dindarın yapmaması gerekenleri bilmiyor, bilse dikkate almıyor, alamıyor.
MÜSLÜMAN KADIN, PROPAGANDADAN ETKİLENDİ
Dindar kadının 1994'teki belediye seçimlerinde Türkiye'nin siyasi hayatı üzerindeki etkisinin görülmesinden bu yana "Müslüman kadın"a yönelik, aileyi de içine alan şiddetli bir kötüleme kampanyası yürütülüyor. Müslüman kadın, "Doğulu kadın" ve "Köy kadını" olarak tasvir edilip onun hayat içindeki rolü sürekli kötüleniyor ve açıkçası kendi hayat tarzına karşı, öncelikle aile içinde, isyana çağrılıyor.
Bu bağlamda ailede İslamî hâl, "Köy hâli", "Doğu hâli", "Kürt hâli" diye toptan korlanıyor. Böylece Müslüman kadına saldırı, dine hakaretin dışına çıkarılıp kamufle ediliyor, meşrulaştırılıyor ve saldırı, davranış değiştirmeye yönelik korkunç bir kampanyaya dönüşüyor.
Dindar kadının bilinci, bu saldırı karşısında zayıf kalıyor; o saldırılara maruz kala kala farkında olmadan özde dindar, isteklerde modern oluyor, kocasına ve çocuklarına farkında olmadan (Belki ana farzlar ve yaygın haramlar dışında) Batı tarzı bir aile hayatını dayatmaya başlıyor.
İslamî ailede esas olan "bireyin farklarının korunduğu birliktelik"tir. Erkeğin erkek, kadının kadın kalarak görev paylaşımı içinde bir bütünlük oluşturmalarıdır. Batılı hayat tarzında ise ailede bütünlüğün sağlanmadığı ancak görev paylaşımında erkekle kadının tekleştiği (aradaki farkların yok sayıldığı) bir aile yapısı söz konusudur. Genellikle anne-baba ve çocuktan oluşan Batılı aile, gerçek bir aile olmaktan öte, "eşler" arasında nikâh akdine dayalı bir resmi ilişki kurumudur.
BATI'NIN VİTRİNLİK HAYATI GERÇEK HAYAT SANILIYOR
Batılı kadın ve erkek, günün çok az bir vaktinde birlikte kalıyor. İşin her şeyden önce geldiği Batılı hayatta, bir araya geliş bazen haftada bire kadar düşebiliyor. Kimi evliliklerde, erkekle kadın asla aynı evi paylaşmıyor, sadece belli aralıklarla bir araya geliyor. Bu hayat tarzı olabildiğince resmidir. Böyle olunca, kadınla erkeğin birlikte bir yemek yapmaları bir tören, yemek yemeleri bir tören, sorunlarını konuşmaları bir tören, alışveriş bir tören, çocuklarını parka götürmeleri veya kreşte ziyaret etmeleri bir tören oluyor ve çoğu zaman televizyona sadece bu her tür olumsuz tarafları makaslanmış törenler yansıyor.
Ne var ki Müslüman kadın, onların kendisi gibi aynı çatı altında ve aynı koşullarda hem de bu şekilde kavgasız gürültüsüz yaşayabildiğini sanıyor, o görüntüleri hayatlarının tek hâli olarak görüyor ve bizim koşullarımızda "tekleşmiş" bir hayat istiyor.
Müslüman kadın, o görüntüdeki hayata özenip kocasının kendisiyle birlikte mutfakta çalışmasını, her alışverişte yanında olmasını, kendisiyle aynı diziyi hatta dedikodu programını seyretmesini, dahası mahallenin dedikodusunu kendisinden dinleyip taraf tutma noktasında kendisinden yana olmasını istiyor, "kadınlaşmış bir erkek portresi" oluşturuyor.
Kocası, kendisine bu tekleşmiş hayat isteği karşısında İslamî sorumluluk ve sınırları hatırlattığında onun için "gerilik", kendi açısından ise "köylülüğe zorlanış" tasavvurları oluşturuyor. "Sen, baban gibi yaşamak istiyorsun, beni eski kadınlar gibi görüyorsun" demeye başlıyor, aileyi baştanbaşa gerginliğe sürüklüyor.
TOPLUM 'BABA ZAYIFLİĞA' SÜRÜKLENİYOR
Yeni dünya düzeni, (bilinç düzeyi dikkate alınmaksızın) öne çıkardı.  "Baba zayıf bir toplum mu oluyoruz?" endişesini haklı çıkaracak aileler türedi.
"Baba zayıf" ailelerde anne otoriteyi eline alır. Kadınların otorite oldukları toplumların en önemli özelliği kontrolsüz bir değişim isteğinin öne çıkması ve toplumun hızla "güçlü görünen" yaygın kültürlere doğru kaymasıdır. Bu tercihte bir tahlil yoktur, sadece üstün görünene özenme vardır.
Müslüman erkek, İslamî bir bilinçle evde şiddet uygulamıyor. Yine aynı bilinçle kadınını belli bir ölçüde işlerine katıyor. Ancak televizyonların yaydığı ve kimi kadın hocaların da dillendirdiği "sen her şeysin" feminist yaklaşımı kadını bunu gün geçtikçe erkek otoritesinin kalmadığı bir aile ortamı oluşturmasına götürüyor. Erkek otorite kaybını hissettiği an, huzursuz oluyor ve ailede sıkıntılar baş gösteriyor.
Müslüman kadının bilinci(şuuru) bir değişimi yönetebilecek kadar güçlü değil. Müslümanların ekonomik koşulları da kadının özenmeden kaynaklanan değişim isteğiyle orantılı değil. Müslüman kadın, farkında olmadan, İslam'la ve ekonomik koşullarıyla bağdaşmayan isteklerde bulunuyor. Örneğin, kocasıyla kol kola dolaşmayı veya televizyonda gördüğü çok lüks bir koltuk takımını satın almayı gayet tabii bir dille isteyebiliyor.
Kendisine Hz. Peygamberin hayat şekli hatırlatıldığında ben bunu biliyorum, diye tepki gösteriyor, hatta dinin kendisinin ezilmesi için kullanıldığı duygusuna kapılabiliyor.
'BABA ZAYIF' BİR TOPLUM OLMAK FELAKETTİR
İnsan, bilgi karşısında çoğu zaman bir makine gibidir. Esas olan, bilginin bilince dönüşmesidir. Bilinç, bilginin inanç ve yarar doğrultusunda işlevsellik kazanması, kullanılabilir olmasıdır.
Makineler de bilgiyi kaydeder, dolayısıyla bilgi taşımak insana özgü değildir, insan için tek başına yeterli de değildir. Bilinç ise iradenin ürünüdür ve sadece insanda bulunur.
Müslüman kadının bilinci, karşılaştığı Batı kültürünü süzgeçten geçirmeye, kendisini onun gizli etkilerine karşı korumaya yetmediği gibi kendi davranışını tartmaya da yetmiyor. Bunun için kocası kendisine "Sen, başkalarına özeniyorsun" dediğinde şiddetli bir tepki gösteriyor. İslam'la ilgili bilgisini hatırlatıyor. Koca da çoğu zaman bilgiyi göz önünde bulundurarak karısının özenmeyi reddetmesini kendisini bile bile kandırmaya çalışmak olarak görüyor ve özenmeden de daha çok, bu duruma öfkeleniyor.
Müslüman kadın, özenme hâlini yaşarken, başka bir kültür karşısındaki şaşkınlıkla, hevesi bilincine ağır basıyor, bilinçle hareket etmiyor, kendisini unutuyor, o özenme hâli onun hafıza kaydına geçmiyor. Kocasına da o hâlini bilmeden cevap veriyor. Yalan söylemiyor, durumun bilincinde değil.
Çözüm, kocanın ailenin idaresini bilinçsiz özenme hâli içinde olan kadına bırakmaması ve ailede otoriteyi eline almasıdır. Şiddet uygulamamak, otoriter olmamak anlamına gelmez. Şuur ürünü bir otorite, bütün gelişmekte olan toplumların hayat sigortası olduğu gibi köyden, kasabadan şehre gelen ve Batı kültürüyle yüz yüze kalan Müslüman ailenin de şimdilik tek sigortasıdır.
Bu ortamda "baba zayıf" bir toplum olmamızın neticesi eriyip tükenmekten başka değildir. Ancak bu otoriter yapının kadının Batı kültürü karşısında hızla bilinçlendirmesi yönünde kullanılmalıdır. Bu bilinçlenme aşaması uzun sürdükçe sorunlar karmaşıklaşacaktır.
BU YAZININ ŞU GERÇEK DİKKATE ALINARAK OKUNMASINDA YARAR VARDIR: Yakin derecesine ulaşmış bir iman, zırh gibidir; insanı her tür coğrafik, sosyal ve özel durumlara karşı korumaya alır. Kişi her nereye giderse gitsin, iman, onun İlahî emirlerle şekillenmiş kişiliğini dış etkenlere ve dış etkenlerin yol açtığı iç tereddütlere karşı muhafaza eder.
Yakîn iman derecesine ulaşmış mü'min için mekân, zaman değişikliği anlamsızdır. Onun manevi hâli ve bunun amellerine yansıyış biçimi maddi etkenlerin üzerine çıkmış, bu etkenlerden doğan olumsuz koşulların etki gücünü aşmıştır.

Bütün sorunlarımızın kaynağında böyle bir imana ulaşmamak veya böyle bir imandan uzaklaşmak vardır, dolayısıyla bütün sorunlarımızın çözümü, böyle bir imana ulaşmaktır.







Popüler Yayınlar

Blog Widget by LinkWithin

İslam İlmihali